Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/8471 E. 2011/3194 K. 07.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8471
KARAR NO : 2011/3194
KARAR TARİHİ : 07.04.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekillerince temyiz edilmesi, davalı … vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının, kesinleşen ilk (kısmi) davada alınan hesap raporu ile miktarı tespit edilen ancak o davada talep ve hüküm dışı kalan bakiye maddi tazminat alacağının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin aynen kabulüne karar verilmiştir.
Dava, hukuksal niteliği itibariyle … Kurumunca karşılanmayan zararın tazmini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kesinleşen ilk (kısmi) dava dosyasındaki hükmolunan miktar ile o dosyada alınan hesap raporunda hesaplanan miktar arasındaki fark üzerinden karar verilmiştir.
Uyuşmazlık; kısmi davada zarar miktarı belirlenmiş iken, bakiye destekten yoksun kalma tazminatı istemiyle açılan eldeki davada yeni verilere göre hesaplama yapılarak sonucuna göre karar verilip verilmeyeceği, belirtilen bu yöntemin, kesin hükmün ve usulü kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Kural olarak; tam ya da kısmi olarak açılan her eda davası, birisi tespit, diğeri edaya ilişkin olmak üzere iki bölüm isteği kapsar.
Kısmi dava sonucunda, davanın reddine ya da kabulüne karar verilmiş olması halinde, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur. Bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tamamını kapsar. Bu nedenle; kısmi dava sonucu verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü, aynı maddi ve hukuki sebebe dayanan, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
Kesin hüküm bulunan bir konuda ise, mahkemenin, bu yönün doğruluğunu yeniden inceleme ve araştırma konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, ek davaya bakan mahkeme, kısmi dava sonucu verilen ve kesinleşen hükmün tespite ilişkin bölümüyle bağlıdır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup, resen göz önünde bulundurulur.
Anılan kısmi tazminat davasında, davalıların kusurlu eylemleriyle zararlandırıcı olayın meydana geldiği ve iş kazası niteliğinde bulunduğu yönündeki faile ve fiile (tespite) ilişkin olgular ile tazminatın hüküm altına alınan (eda) bölümü kesinleşmiştir.
Belirtilen olgular dışında, tazminatın saklı tutulan fazlaya ilişkin ve bu nedenle da hüküm altına alınmayan bölümü ile hesap raporunun buna yönelik bölümünün kesinleştiğinden söz edilemez. Yerel mahkeme, aynı maddi ve hukuki olgulara dayalı olarak açılacak olan ek davada, kesinleşen olguları gözeterek hüküm kurmak, kesinleşmeyen olgular yönünden ise, taraf istem ve beyanlarını gözeterek araştırma yapmak durumundadır. Bu araştırma yapılırken sigortalının maddi zararının belirlenmesi için hüküm tarihine en yakın tarihteki verilerin gözönünde tutulması gerekir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa 4447 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen ve 4759 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değiştirilen Ek 38. maddesi ile davacıların gelirlerinde, her ay ödeme tarihlerinde bir önceki aya göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi artış oranı kadar telafi ödemelerde bulunuluyor olması karşısında, bu ödemelere ilişkin peşin sermaye değerinin de belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 22.12.2004 gün ve 2004/21-725 Esas ve 751 sayılı Kararı)
Öte yandan zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminat alacağının hesabında hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücretin de esas alınması zorunludur.
Yapılacak iş, hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret miktarı nazara alınarak yeniden davacının maddi zararını belirlemek ve belirlenen bu zarardan hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilere göre Kurumca bildirilen peşin sermaye değeri indirilmek ve kesinleşen dosyadaki son hesap raporunda belirlenen ve ek dava konusu yapılan miktarı geçmemek üzere karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yeniden hesap yapılıp davacının bakiye maddi zararı belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3-Davalılardan … İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin işçisi olan davacı, 26.06.2004 tarihinde, şantiye dışında bulunan bir yerden dönerken 34,5 KW ENH’a temas etmesi sonucu yaralanmıştır. Davalılardan işveren, davalılardan … A.Ş.’ye “işveren mali sorumluluk sigortası” yaptırmıştır.
Temerrüt faizi için, kural olarak, borçlunun temerrüde düşürülmesi gerekir. Borcun muaccel olması, kendiliğinden borçlunun temerrüde düşmesini gerektirmez. Ayrıca, Borçlar Kanunu’nun 101/I. maddesi gereğince temerrüt için alacaklının ihtar yapması da gereklidir. Somut olayda, kesinleşen ilk (kısmi) davanın açılmasından önce davalılardan … A.Ş.’ye davacı tarafından ihtar yapıldığı, başka bir anlatımla, söz konusu davalının temerrüde düşürüldüğü kanıtlanamamıştır. Ancak, kesinleşen ilk (kısmi) davada, davalılardan işveren tarafından 05.10.2005 havale tarihli dilekçe ile … A.Ş.’ye dava ihbar edilmiştir. Hal böyle olunca, davalılardan … A.Ş.’nin ihbar tarihi olan 05.10.2005 tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulması gerekirken, olay tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 07.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.