YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/20415
KARAR NO : 2013/16956
KARAR TARİHİ : 24.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, davalı … yönünden davanın reddine, 6.834,08 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte diğer davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi, taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24/09/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü, yapılan tebligata rağmen taraflar adına gelen olmadı.Duruşmaya başlanarak incelemenin evrak üzerinden yapılmasına karar verildi ve aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 25.01.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu altı ay iş ve gücünden yoksun kılacak ve çehrede sabit eser bırakır biçimde yaralanan ancak oranında sürekli iş göremez duruma gelmeyen sigortalının maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemine ilişkindir.
Mahkemece davalılardan …’e yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının 6 aylık tedavi süresinde yoksun kaldığı ücret dikkate alınmak suretiyle maddi tazminat istemi ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ve davalı taraf vekilince temyiz edilmiştir.
Davacının iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe yol açmayacak ancak 6 ay süreyle iş ve gücünden kalmasına ve çehresinde sabit eser oluşmasına yol açar biçimde yaralandığı olayda davacının % 25 davalı işveren şirketin ise % 75 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır.Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 5.000,00-TL manevi tazminatın biraz fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın biraz fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-Maddi tazminat gelince; tazminatın hesabında esas alınan ücretin belirlenmesinde hataya düşüldüğü görülmektedir.
Kusurun aidiyeti ve oranı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, dava konusu olay nedeniyle davacının çalışamadığı sürede yoksun kaldığı ücret alacağının belirlenmesinde esas alınacak ücrete ilişkindir. Bu yöndeki hesaplamanın gerçek ücret ile yapılması gerektiği, gerçek ücretin ise; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Mahkemece davacının vasıflı işçi olduğunun kabulü ile Tekstil işçileri Sendikası tarafından bildirilen ücretler, alacağın belirlenmesinde esas alınmış ise de varılan bu sonuç hatalı olmuştur.
Somut olayda davacının olay tarihinde 18 yaşını henüz bitirmediği ve iş yerinde 8 aylık bir kıdeminin bulunduğu, iş yerinde düzenlenen imzalı bordrolardaki ücretin asgari ücretin üzerinde bulunduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden belli olmaktadır. Bu nitelikteki bir işçinin, davacının ustabaşı olduğuna ilişkin tanık anlatımına değer verilerek vasıflı işçi olarak kabulü hatalıdır. Kaldı ki davacı dahi sigorta müfettişince alınan ifadesinde vasıfsız işçi olduğunu beyan etmiştir. Öte yandan davalı işverene ait işyerinde toplu sözleşme uygulaması olmadığından sendikanın bildirdiği ücretlerin gerçek ücretin belirlenmesinde esas alınamayacağı, yapılan işin niteliğine göre Ticaret Odasının emsal ücret belirleyecek konumda olmadığı açıktır.
Yapılacak iş, davacı işçinin, yaşı ve iş tecrübesine göre ilgili meslek kuruluşundan olay tarihinde alabileceği ücretleri sormak, benzer işyerlerinde çalışan ve emsal işi yapanların ücretlerini araştırmak suretiyle işçinin gerçek ücretini belirlemek, belirlenen bu gerçek ücretle işçinin tazminatını yeniden hesaplatmak, usuli kazanılmış haklar gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
3-Mahkemece davalılardan …’e yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği halde anılan davalı yararına ayrı vekalet ücreti takdir edilmemesi de hatalı olmuştur. Gerçekten hüküm tarihinde geçerli bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2 maddesine göre “Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.” Hal böyle olunca ret nedeni farklı olduğu ve vekille temsil olunduğu halde anılan davalı yararına ayrı vekâlet ücreti takdir olunmaması da hatalıdır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, 24.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.