Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/9990 E. 2011/1998 K. 08.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9990
KARAR NO : 2011/1998
KARAR TARİHİ : 08.03.2011

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 77.884.52 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.03.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar vekili Avukat … geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre … dışındaki davacıların tüm, davacı …’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 16.10.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, maddi zararının bulunmadığından bahisle davacı eşin, feragat nedeniyle davacı anne ve babanın maddi tazminat istemlerinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemenin davacılardan …’nin maddi ve manevi tazminat istemleri ile ilgili kararı hatalı olmuştur.
Davacı …’nin eşinin iş kazası sonucu ölümünden sonra ölenin kardeşi olan davacı … ile resmi evlilik sözleşmesi olmaksızın bir birlikte yaşamaya başlayarak bu birliktelikten bir çocuk sahibi olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık kocasının ölümünden sonra resmi evlilik sözleşmesi olmaksızın bir başkası ile yaşamaya başlayan kadının maddi zararının hesabı ile manevi tazminatın miktarının takdirinden kaynaklanmaktadır.
Davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan iş kazasında sigortalının kusurunun bulunmadığı, davalı işverenin % 95, davalı …’ın %5 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Öte yandan manevi tazminatla karşılanması amaçlanan zarar hukuka aykırı eylem nedeniyle o tarihte duyulan ya da duyulması gereken acıyı karşılamaya yöneliktir. Zira ölüm olayı ile birlikte ve sonrasında duyulan acı ile manevi zarar ortaya çıkar. Sonradan ölenin yakınlarının yaşam biçiminde meydana gelen değişiklikler kaza tarihinde duyulan acıyı değiştirmeyeceğinden manevi tazminatın belirlenmesinde dikkate alınmaması gerekir
Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde ve özellikle davacının eşinin ölüm tarihinde hamile olduğu, yeni evli olup evliliğinin iki ayı dahi bulmadığının anlaşılmasına, manevi zararın gerçekleşmesinden sonra davacının yaşam biçiminde meydana gelen değişikliklerin, manevi tazminatın belirlenmesinde ölçü olarak kabulünün mümkün bulunmamasına göre davacı … yararına hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğu ortadadır.
Maddi tazminata gelince: Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Davacı …’ye eşinin ölümü nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir bağlandığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık resmi evlilik sözleşmesi olmaksızın birlikte yaşama durumunda davacı eşin maddi zararının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 23. ve 5510 sayılı Yasanın 34. maddelerinde ölen sigortalının dul eşine gelir bağlanacağı düzenlenmiştir. Resmi evlilik sözleşmesi olmaksızın birlikte yaşama hali …’nin gelirin kesilmesine neden olan haller arasında sayılmamıştır. Davacı da birlikte yaşama olgusunun son bulduğunu ileri sürdüğü gibi , hak sahibi eşin ölüm geliri alırken bir başkası ile birlikte yaşama olgusu, maddi tazminatın ret nedeni değil, yapılan hesaplama sonunda sigorta tahsisleri ile karşılanmayan zararın ortaya çıkması halinde koşulları varsa takdiri indirim nedeni olabilir. Hal böyle olunca davacı …’nin maddi zararının hesaplanarak tüm peşin sermaye değeri indirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının fiili desteğinin bulunduğundan ve fiili desteğin başladığı tarihe kadar olan zararın da kurumun bağladığı gelirlerle karşılandığından bahisle maddi tazminat isteminin reddi isabetsiz olmuştur.
Kaldı ki; mahkemenin kabulüne göre de, kaza tarihi ile fiili desteğin başladığı kabul edilen tarih arasındaki zarardan anılan dönemde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından fiilen yapılan ödemeler indirilmek suretiyle, davacının ölüm tarihi ile fiili desteğin başladığı kabul edilen tarih arasında kalan dönemde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken, fiili ödemeler getirilmeden maddi zararın kurum gelirleri ile karşılandığından bahisle reddine karar verilmesi de hatalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı …’nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacılardan Özlen İnci yararına takdir edilen 825.00 TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden ilgililere yükletilmesine,08.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.