YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/6038
KARAR NO : 2013/7993
KARAR TARİHİ : 18.04.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 01/02/1995 tarihinden itibaren Tarım … sigortalısı olduğunun tespitine, 6111 sayılı Kanundan yararlandırılmasına Kurum kayıtlarında hatalı girelen baba adının ve doğum tarihinin nüfus kayıtlarına göre düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının Tarım … sigortalılığının ve 6111 sayılı Yasa’dan yararlanma hakkı bulunduğunun tespiti ile Kurum kayıtlarında yer alan doğum tarihi ve baba isminin düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının istemlerinin Kurumca kabul edildiği ve kayıtlarda düzeltme yapıldığı gerekçesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davacının 6111 sayılı Yasa’dan faydalanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
Mahkeme hükmünde nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Somut olayda, davalı Kurumun süresinde yapılan başvuru doğrultusunda davacıyı 6111 sayılı Yasa’dan yararlandırdığı anlaşılmakla mahkemece hüküm özetinde ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasının (1.) bendinde olduğu gibi “konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi doğru olduğu halde gerekçeli kararın hüküm fıkrasının (2.) bendinde davacının 6111 sayılı Yasa’dan yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesi suretiyle gerekçeli kararın hüküm fıkrasında mübayenet (karşıtlık) ve infazda tereddüt oluşturucak biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 2.bendinde yer alan “2-Davacının 6111 sayılı Yasa’dan faydalanması gerektiğinin tespitine” rakam ve sözcüklerinin silinerek hükümden çıkartılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 18/04/2013 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.