Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/1200 E. 2013/5969 K. 27.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1200
KARAR NO : 2013/5969
KARAR TARİHİ : 27.03.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, ölüm aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptaline, Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava; davacının babasından dolayı aldığı ölüm aylığının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı, muvazaalı olarak boşandığı gerekçesi ile kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 11.11.2009 tarihinde anlaşmalı olarak boşandığı, davalı Kurum kontrol memurunun düzenlediği 29.04.2010 tarihli raporda; mahalle muhtarının ve davacının kızkardeşinin dinlenildiğinin, kızkardeşinin; davacının eski eşi ile birlikte birlikte yaşamadıklarını, muhtarın ise davacının kayıtlarda görünen Erzin/… adresinde oturmadığını, buranın davacının babasına ait olduğunu bildirdiği, davacının da bu adresi boşandıktan sonra taşınacağını düşünerek bildirdiğini beyan ettiği, ancak ortaokula giden kızı nedeniyle taşınmadığını, bu adreste annesinin oturduğunu, boşandığı eşinin … … köyünde yaşadığını beyan ettiği, kontrol memurunun; davacının eski eşinin yaşadığı yer ile ilgili çelişkili beyanlarda bulunduğunu, kayıtlarda gösterdiği adreste yaşamadığını, … – su faturalarının boşandığı eşinin üzerine olduğunu belirterek davacının aylık alabilmek için boşandığını bildirdiği, davacı ile eski eşinin kayıtlardaki adreslerinin farklı olduğu, davacının boşandığı eşinin adresinin … Köyü olduğu, davacının da 15.06.2010 tarihinden itibaren …’da başka bir evde yaşamakta olduğu, buna ilişkin kira kontratı bulunduğu ve … faturasının da davacı üzerine yapıldığı, … Köyü’nde yapılan zabıta araştırması sonucunda; davacının eski eşinin 2010 yılı başından beri köyde yaşadığının, ancak haftanın 4 günü …’a gittiğinin, daha çok …’daki akrabalarının yanında kaldığının, ancak davacının yanında yaşayıp yaşamadığının tespit edilemediğinin bildirildiği, 12.09.2010 tarihli halk oylamasında davacının …’da, eski eşinin ise … köyünde oy kullandığı, davacı hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56 maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan/olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamındadeğerlendirilmeli, ortak çocuk/çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir/aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan/yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin/samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin/aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme/başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir/aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun/yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Somut olayda; her ne kadar davacı ile boşandığı eşinin kayıtlardaki adreslerinin farklı olduğu ve 12.09.2010 tarihindeki halk oylamasında farklı yerlerde oy kullandıkları anlaşılmaktaysa da; davacının, kontrol memurunun rapor tarihinden sonra …’da yeni bir eve taşındığı, davacının boşandığı eşinin kayıtlardaki adresi de … Köyü olarak geçmekteyse de zabıta tarafından yapılan araştırmada; eski eşin burada 2010 yılı başından beri yaşadığının ve haftanın 4 günü …’a gittiğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davacının ve boşandığı eşinin adres değişikliklerinin kontrol memurunun rapor tarihinden sonra olması, eski eşin haftanın 4 gününü …’da akrabalarının yanında geçirdiğinin tespit edilmiş olmasına rağmen, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu değerlendirilmeden, eski eşin bu günlerde …’da bulunma sebebi açıklığa kavuşturulmadan, sonuca gidilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; davacının …’da ikamet ettiği adresler ile bu adreslerde bulunan mahalle muhtarları ve komşular tespit edilerek davacının geçimini nasıl sağladığı ve kimlerle birlikte yaşadığı hususlarında beyanlarına başvurmak, ayrıca davacının eski eşinin geçimini nasıl sağladığı, …’da bulunduğu sırada herhangi bir iş ile meşgul olup olmadığı, … köyünde kimler ile birlikte yaşadığı hususlarında zabıta araştırması yaptırılarak toplanan deliller ışığında varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.