YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7994
KARAR NO : 2010/7560
KARAR TARİHİ : 28.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, iş kazası sonucu sürekli iş gücü kaybına uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemi ile işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiş ise de manevi tazminat istemi yönünden verilen ret kararı usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı işyerinde çalışan davacının 04.08.1996 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaralanarak % 41,20 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, iş kazası olayında davacı % 30 , işveren şirketin % 70 oranında kusurlu oldukları, olay nedeni ile işveren tarafından 24.12.1997 tarihli ibraname başlıklı belge ile davacı 04.08.1996 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeni ile üç parmağı preste koparak yaralandığını, 6 ay iş yerine gelmediğini, bu süre içinde ücretli izinli sayılarak ücretlerinin ödendiğini, iş kazası nedeni ile oluşan maluliyetinden dolayı iş veren şirket tarafından 1.000.000.000..TL yi nakden tazminat olarak ödendiğini bu nedenle işverenin vaki iş kazasından doğan tazminat ve diğer haklarından dolayı bila kabil rücu ibra ettiği yazılı olduğu, ödenen miktarın maddi tazminat mı yoksa manevi tazminat mı olduğu açıkca belirtilmediği, mahkemece yapılan ödemenin maddi tazminat kabul edilerek indirildiği anlaşılmaktadır.
Kural olarak işçiye yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır.
Somut olayda; mahkemece davacıya 24.12.1997 tarihinde yapılan 1.000,00 TL ödemenin maddi tazminat olarak kabul edilmesine karşılık davacı yararına manevi tazminat takdir edilmeyerek istemin reddine karar verilmesi doğru değildir .
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalıya verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın davacı yararına manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 28.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.