YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6432
KARAR NO : 2010/7691
KARAR TARİHİ : 29.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalılardan işveren nezdinde 09.11.2002-28.06.2004 tarihleri arasında çalışmış olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre, davalı Kurum ve işveren vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının davalı işverene ait işyerinde 09.11.2002 ile 28.06.2004 tarihleri arasında geçen ve davalı Kurum’a bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının davalı işyerinde 09.11.2002 ile 28.06.2004 tarihleri arasında, işveren tarafından 2003 yılında 55 gün, 2004 yılında 74 gün Kurum’a bildirilen süreleri dışında, hizmet aktiyle sürekli çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de; varılan bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işverence davacının (35429) sicil nolu iş yerinde 12.9.2003 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği, imzanın davacıya ait olduğuna dair Adli Tıp imza incelemesinin yapıldığı, davalı işyerinden 2003 yılında 55 gün, 2004 yılında 138 gün bildirimde bulunulduğu, işyerinin 1.1.1992 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, dönem bordrolarının davalı Kurum’dan istenmediği, anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının işyerindeki çalışmaları 12.9.2003 tarihli imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi ile Kurum’a kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak primleri ödenmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan iki tanığın işverence düzenlenen ücret bordrolarında işyerinde çalışmaları var ise de; çalışmaları davacının Kurum’a bildirilen dönemlerine ilişkin olup, ihtilaf konusu 9.11.2002 tarihinden itibaren işyerinde devamlı çalışıp çalışmadıkları dönem bordrolarının Kurum’dan istenmemesi nedeniyle anlaşılamamaktadır. Kaldı ki dinlenen bir kısım tanıklar da işyerinde çalıştıklarını belirtip davacının çalışmasını doğrulamalarına rağmen, yine dönem bordrosu ve 9.11.2002 tarihinden itibaren düzenlenmiş imzalı ücret bordroları temin edilmediğinden kayıtlı çalışan olup olmadıkları bilinememektedir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Yapılacak iş; tespiti istenen ve davalı kuruma bildirilmeyen 9.11.2002-28.6.2004 tarihleri arası döneme ilişkin davalı işverence düzenlenmiş dönem bordrolarını Kurum’dan, imzalı ücret bordrolarını da işverenden isteyip dosyaya celbederek, daha önce dinlenen tanıkların bordrolu olup olmadıklarını denetlemek, varsa dönem bordrolarında ve imzalı ücret bordrolarındaki kayıtlı çalışanlar arasından re’sen yeterli miktarda seçilecek tanıkların, kayıtlı tanık bulunamaması halinde, işyerine komşu işyerlerinin S.G.K’dan ve zabıtadan yaptırılacak araştırma ile belirlenip, tespiti istenen dönemde bu işyerlerinde çalışan tanıkların kayıtları getirtilerek, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasa’nın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı Kurum ve işveren vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.