YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11267
KARAR NO : 2010/8541
KARAR TARİHİ : 15.07.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 05.05.2002-10.10.2006 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalı Kurumun tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, 05.05.2002-10.10.2006 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının 21.05.2003-10.10.2006 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine, davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinin (şirketin) 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı 21.05.2003 tarihinden önceki çalışmalarının ise reddine karar verilmiştir.
Bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği, Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında tespit için incelemenin hangi sıraya göre yapılması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre öncelikle 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde sözü geçen belgelerin işverence verilip verilmediği veya çalışmanın Kurumca tespit edilip edilmediği araştırılacaktır. Belgeler verilmişse ya da çalışma Kurumca tespit edilmişse dava hukuki yarar yokluğundan reddedilecektir. Sonra tesbiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı (işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Yasa kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı, yapılan işin Yasa kapsamına girip girmediği vb.) araştırılmalıdır. Hizmet sigortalı bir hizmet değilse, dava taraf sıfatının yokluğundan reddedilmelidir. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.
Sigortalı hizmetin tesbiti için verilen kararlarda bu davaların özel bir duyarlılığı gerektirdiği ve suiistimallere açık olduğu düşünülmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve E:2003/21-571, K:2003/575; 28.05.2003 gün ve E:2003/21-362, K:2003/360; 14.04.2004 gün ve E: 2004/21-226, K:2004/223; 29.06.2005 gün ve E:2005/21-409, K:2005/413 sayılı kararları da bu esasları içermektedir.).
Her ne kadar, davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri 21.05.2003 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alınmış ise de, işyerinin o dönemde Yasa kapsamında bulunması zorunluluk olmayıp, gerçekten var olup olmadığı, Yasa kapsamına alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı önemlidir. Maliye, ticaret odası veya yerel idareler gibi kurumların kayıtlarından işyerinin varlığı saptanabiliyorsa, olumlu sonuca ulaşılmalıdır. Nitekim, söz konusu işyerinin 08.07.2002 tarihinde ticaret siciline kayıt edildiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Ticaret sicili kaydı, ilişkin olduğu dönemde işyerinin var olduğuna fiili karine teşkil etmektedir.
08.07.2002-21.05.2003 tarihleri arasında davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri 506 sayılı Yasa kapsamına alınmadığından, davacı ile birlikte çalışan bordro tanığı olmadığı açıktır. Bu durumda, davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde tutularak, davacının 08.07.2002-21.05.2003 tarihleri arasında çalıştığını iddia ettiği işyerine komşu olan işyerlerini belediye, emniyet veya jandarma vasıtasıyla saptamak, saptanan bu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin, başka bir anlatımla, Sosyla Güvenlik Kurumu’nda kayıtları olan komşu işyeri veya benzer işyeri sahiplerinin veya çalışanlarının bilgilerine başvurulmak, olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz davacıya yükletilmesine,
15.07.2010 gününde oy birliği ile karar verildi.