YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5870
KARAR NO : 2010/9247
KARAR TARİHİ : 30.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 31.03.2005 gün ve 1749-2553 sayılı bozma kararında özetle: “Türkler Beldesindeki Çekişmeli taşınmazın … bilirkişi krokisinde (B) işaretli 3954 m2 bölümünün davacı adına tesciline karar verilmişse de, taşınmazın 1988 yılında kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kaldığı, 1956 yılında yapılan genel kadastroda orman niteliğiyle tapulama harici bırakılmışsa da, 5602 Sayılı Yasa hükmüne göre faaliyet gösteren kadastro ekibinin bir yerin orman olup olmadığını belirleme yetkisine sahip olmadığı, ancak mahkemece komşu parsellere ait dayanak kayıtlarının getirtilip incelenmediği, bu kayıtlarda dava konusu yeri orman olarak göstermesi halinde çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu yapıldığı güne kadar orman olduğunun kabulü gerekeceği”ne işaret edilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu parselin 14.03.2001 tarihli … bilirkişi raporunda (B) işaretli 3954 m2 bölümünün davacı adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesine göre tescil davasına ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1988 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Arazi kadastrosu 1956 yılında kesinleşmiş, çekişmeli taşınmaz bu çalışmada orman niteliğiyle tespit harici bırakılmıştır.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kaldığı ve 3402 Sayılı Yasanın 14. ve 17. madde hükümlerinin davacı yararına gerçekleştiği, komşu parsel kaydının (435 parsele ait Ocak 1952 tarih 7 numaralı tapu) çekişmeli taşınmaz yönünü orman okumayıp, yol okuduğu gerekçesiyle hüküm kurulmuşsa da yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihinden önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. (H.G.K. 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12.05.2004 gün 8-242-292 ve 12.03.2008 gün 2008/20-214-241sayılı kararları) yine H.G.K.’nun 12.05.2010 gün 2010/8-219-273 sayılı kararı ile kadastro sırasında çalılık ve taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılan
orman kadastro komisyonun çalışması sonucu kesinleşen orman kadastro sınırları dışında taşınmazların orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar geçen süredeki zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
1956 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla bu taşınmazın doğu, kuzey ve batısındaki paftasında Devlet Ormanı olduğu belirtmesi yapılarak tespit dışı bırakılmışsa da daha sonra 1988 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içine alınmamıştır.
Bir yerin özel mülk olarak kişiler adına tesciline karar verilebilmesi için yalnız kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması yeterli olmayıp kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanmaya elverişli yerlerden olması gerekir.
Somut olayda hükmüne uyulan bozma kararı nedeniyle davacı yayarına oluşan usulü kazanılmış hak bulunmadığı gibi, tescil davaları kamusal ağırlıklı, kamu düzenini ilgilendiren davalar olması nedeniyle usulü kazanılmış hakkın istisnaları arasında olduğundan, mahkemece taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığının kendiliğinden araştırılması gerekir. (H.G.K. 28.09.2005 gün ve 2005/8-512-535 sayılı kararı)
Kadastro Müdürlüğünün 17.07.2000 gün ve 260/1864 günlü yazısında 06.08.1956 gününde başlayıp 07.06.1957 gününde bitirilmiş ve 03.02.1958 gününde Tapu Sicil Müdürlüğüne devredilen kadastro çalışmalarında çekişmeli taşınmazın ne sebeple tespit dışı bırakıldığına ilişkin bir belge ve bilgi bulunmadığı bildirilmişse de orijinal kadastro paftasına göre taşınmaz ve etrafı Devlet Ormanı belirtmesi yapılarak kadastro dışı bırakıldığı anlaşıldığı gibi, 30.06.2000 günlü … bilirkişi … Kombul’un düzenlediği raporda da “30 Nolu kadastro paftasında Devlet Ormanı yazılmak suretiyle tespit dışı bırakıldığının” bildirildiği görülmektedir. Her ne kadar yerinde dinlenen orman, ziraat ve yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kültür arazisi niteliği taşıyan yerlerden olduğu, 25-30 yıl önce satın almak suretiyle imar ve ihyanın tamamlandığı, orman sayılmayan yer olduğunu açıklamışlarsa da, orman bilirkişi aynı raporda taşınmazın % 20 eğimli bir yamaçta olduğunu belirtmektedir. Kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işlemi ile resmi belgelerle çelişen bilirkişi sözlerine ve raporlara değer verilemez. (H.G.K.’nun 24.10.2001 gün 2001/8-964-751 sayılı ve 13.02.2002 gün ve 2002/8-183-187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tespit harici bırakılan yerlerde orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Çekişmeli taşınmaz, doğu, batı, kuzeyi Devlet Ormanı, güneyi ise 532 nolu kadastro parselinden ifraz edilen 579, 580, 581, 582 sayılı parsellerle çevrilidir. 435 sayılı kadastro parsellerine uygulanan Mart 1954 tarih 24 sıra nolu tapu kaydının davacıya ait 531 (… 142 ada 42) parsel ile 532 sayılı [ifrazen 579 (… 142 ada 41), 580 (… 142 ada 40), 581 (… 142 ada 39), 582 (… 142 ada 38) parsellere uygulandığı tapu kaydı miktarı 13785 m2 olduğu, miktarının iki katından fazla olan 531 ve 532 parsellere uygulandığı, böylece kayıt miktarından çok fazlasının kayıt maliklerine bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, sözü edilen tapu kaydı çekişmeli parsel yönünü yol olarak sınır okumakta ise de o yönde yol bulunmadığı kadastro paftasından anlaşılmaktadır.
6831 Sayılı Yasanın 1/j maddesinin karşı kavramında funda ve makilerle örtülü orman ve … muhafaza karakteri taşıyan yerler orman sayılacağı gibi, 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 23/p maddesinde “üzerinde bitki formasyanonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararla akışları, … erozyonunu toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi yüzde onikiden fazla olan yerlerin orman ve … muhafaza karakteri taşıyacağı, “yine 26/j maddesi “orman ve … muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanların Devlet Ormanı sınırlandırılacağını” aynı maddenin ikinci fıkrası “bu tür yerlerin orman rejimine girmiş olması nedeniyle herhangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının, bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı” üçüncü fıkrası “bu gibi yerlerin orman sınırları dışında kaldığı tespit edildiğinde orman sınırları içine alınarak haritasına işleneceği ve orman sınırlarının buna göre düzeltileceği” belirtilmiştir.
Somut olayda, mahkemece eski tarihli ve davanın açıldığı tarihten 20 yıl önce çekilmiş … fotoğrafları ve bu fotoğraflarda üretilmiş memleket haritalarının getirtilip uzman bilirkişiler aracılığı ile uygulanmamış, dava konusu taşınmazın bu belgelerdeki niteliği ve eğimi varsa bu yere ait 1/5000 ölçekli fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftası getirtilip pafta üzerinde taşınmazın tasarruf sınırları olup olmadığı belirlenmemiştir.
O halde, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile en eski tarihli memleket haritası ve … fotoğrafları ile dava tarihinden 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş steoroskopik … fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden getirtildikten sonra bir … bir orman mühendisi huzuruyla keşif yapılarak dava konusu taşınmazın gerçek eğimi belirlenmeli, … fotoğrafları ve dayanağı haritalar steoroskop aletiyle ve üç boyutlu olarak bilirkişilere incelettirilip taşınmazın niteliğinin ne şekilde görüldüğü, orman ya da 6831 sayılı yasanın 17/2. maddesinde ifade edilen orman içi açıklık olup olmadığı, dava tarihinden 20 yıl önce taşınmazın kullanılıp kullanılmadığı fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftasında tasarruf sınırı bulunup bulunmadığı, taşınmaz üzerinde önceki yıllarda ve şimdi bulunan bitki örtüsünün cinsi, sayısı, yaşı ve dağılım durumunun ne olduğu Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesi hükümleri gözönünde bulundurularak belirlenmeli, orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiği takdirde sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği ve orman kadastrosunun kesinleştiği 1988 yılı ile davanın açıldığı 1999 yılı arasında 20 yıl geçmediği de düşünülerek sonucuna göre karar verilmelidir. .
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 30.06.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.