YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4066
KARAR NO : 2010/4935
KARAR TARİHİ : 29.04.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden … maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı iş verenin tüm ,davacı …’ın 2 nolu davacı …’ın 2 ve 3 nolu bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacı anne ve babanın oğulları … …’ın iş kazası sonucu ölümü nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece maddi tazminat isteminin tümden reddine manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacıların oğlu sigortalı … …’ın öldüğü iş kazasında davalı işverenin istihdam ettiği … Ortak’ın % 80 oranında, Karayolları Şube Şefliğinin % 20 oranında kusurlu, sigortalının kusursuz olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı , olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacılar yararına daha fazla manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken her bir davacı yararına 7.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup daha uygun bir miktara hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
3-Davacı …’ın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin hükme yönelik temyizine gelince;
Somut olayda, davacıların oğlu … … 19.03.2003 tarihinde gerçekleşen trafik iş kazası sonucunda ölmüştür. Davacı …’ın oğlunun iş kazası sonucu ölümü dolayısıyla ölüm geliri bağlanmasına ilişken başvurusunun Kurum tarafından sigortalı işçinin ölüm tarihinin 6.8.2003 tarihinden evvel gerçekleştiği ve ölenin sağlığında davacı annenin geçimini sağlamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Sigortalının ölüm tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde sigortalının iş kazası sonucu ölümü halinde hak sahiplerine gelir bağlanacağı, bildirilmiş 506 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde ” geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına” ibareleri 29.7.2003 tarihli 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Yasa’nın 35. maddesi ile değiştirilerek ” sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Yasa’ya göre bağlanan aylık hariç olmak üzere bunlardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına” ibareleri getirilmiştir. Bu tür yasaların yürürlüğe girmeleri ile birlikte derhal tesirini husule getireceği tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. H.G.K.’nun 06.04.2005 tarihli, 2005-10-183 Esas, 2005-241 Karar nolu kararıda bu yöndedir.Bu durumda aylık bağlama hakkını doğuran olayın sözü edilen yasa değişikliği olduğu gözetilerek şartlar oluşuyor ise ölüm tarihi yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra ise aylığın ölüm tarihini takip eden aybaşından, ölüm tarihi yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce ise aylığa 01.09.2003 tarihinden itibaren hak kazanılacağının kabulü gerekir.
Görülen davada maddi tazminat talebi yönünden inceleme yapabilmenin ön koşulunu anneye Kurumca gelir bağlanmasının oluşturduğu, Kurumca kesinleşmiş mahkeme kararı olmadıkça davacıya gelir bağlanmayacağından hesaplanacak maddi zarardan bağlanacak gelirin peşin sermaye değeri düşülemeyeceğinden karşılanmamış zararın belirlenemebilmesinin mümkün olamayacağı açık olmakla, mahkemece yapılacak iş; davacı anneye SGK Başkanlığını hasım göstermek suretiyle “iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti” davası açması için önel vermek, o davayı bu dava için bekletici mesele sayarak çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hatalı değerlendirme sonucu davacı annenin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı anne ve babanın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 29.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.