YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12864
KARAR NO : 2010/9530
KARAR TARİHİ : 07.10.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde Ocak 2005- Mart 2006 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 2005 Ocak-2006 Mart ayları arasında davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden,davacı adına davalı işyerinden verilen işe giriş bildirgesinin dosyada bulunmadığı, şahıs adına işyeri tescilinin bulunmadığı, davalı şirkete ait işyerinin 21.05.2005 tarihinde kapsama alındığı ve halen faal olduğu, davacı bordro tanılarının davacının kendilerinden önce işe girdiğini söyledikleri anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı, kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda, davacının davasını önce … isimli kişiye, daha sonra da bu kişinin ortağı olduğu şirkete yönelttiği, davacının şirket adına işyeri tescil edildikten sonra bildiriminin yapıldığı, kendileri de şirket adına tescilli işyerinden bildirilen bordro tanıklarının davacının şirketin tescil tarihinden önce de davalı işyerinde çalıştığı yönünde beyanda bulundukları anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca davalıya ait işyerinin şirket olarak tescil edilmeden önce de şahıs adına faal olup olmadığı, vergi kaydı ve işyeri açma izin belgesi bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve komşu işyeri tanıkları dinlenmeden eksik inceleme ve araştırma ile istemin reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınarak, araştırmayı genişletmek suretiyle davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlarına geçmiş diğer bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına, resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarını tesbit edip beyanlarına başvurmak, davalıya ait işyerinin şirket olmadan önce de faal olup olmadığını, vergi kaydı bulunup bulunmadığını ilgili vergi dairesinden, işyeri açma izin belgesi bulunup bulunmadığını ise ilgili Belediye Başkanlığından sormak, davacının davalıya ait işyerinde şirket olarak tescil edilmeden önce de çalışıp çalışmadığını tesbit etmek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.