YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4260
KARAR NO : 2010/5556
KARAR TARİHİ : 11.05.2010
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı, murisinin trafik … kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalı vekilince duruşmalı talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2 maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamına göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 23.01.2006 tarihinde meydana gelen … kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi ile işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri ile işçilik alacaklarına ilişkin istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Mahkemenin maddi tazminata ve işçilik alacaklarına ilişkin kararı isabetlidir. Manevi tazminatlara gelince manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, hak sahiplerinden davacı eş …’a manevi tazminatının fazla, çocuklar yararına manevi tazminatların ise az takdir edildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan … kazasının % 100 oranında kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği sigortalının ve davalı işverenin kusurlarının bulunmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da
açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Öte yandan 22.01.2007 havale tarihli dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere, sigortalının ölümü nedeniyle hak sahipleri manevi tazminat talebinde bulunurken, sigortalının kazanın meydana gelmesinde hiçbir kusurunun olmadığını belirtmiş, giderek davalının tam kusuruna dayanmıştır. Her ne kadar sigortalının kusurunun bulunmadığı anlaşılmışsa da olayda işverene de verilecek kusur bulunmadığı olayın % 100 oranında kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği belirlenmiştir. Hukuksal ve teknik anlamda kaçınılmazlık; Fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder.Bir olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin saptanması halinde hakim, işverenin sorumluluğunu, Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini göz önünde tutarak hakkaniyet ölçüsünde saptamalıdır. Somut olayda işverenin sorumluluğunun %55 olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacıların talep ettikleri manevi tazminat miktarından bir miktar indirim yapılmak suretiyle manevi tazminatın belirlenmesi gerekirken, davacı eşin talep ettiği manevi tazminat miktarının aynen kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı eş … yararına 18.000,00-TL, çocuklar … ve … yararına ayrı ayrı 15.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davacı eş … yararına 20.000,00-TL, çocuklar … ve … yararına ayrı ayrı 10.000,00’er TL’ sına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının tümüyle silinerek yerine;
“1-Davacıların maddi ve manevi tazminat istemli davaların kısmen kabulü ve kısmen reddi ile davacı …’a 442,95TL maddi tazminat ile takdiren davacı eş … yararına 18.000,00-TL, çocuklar … ve … yararına ayrı ayrı 15.000,00’er TL manevi tazminat olmak üzere toplam. 63.442,95-TL tazminatın ölüm tarihi olan 23.01.2006 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazla maddi ve manevi tazminat talebinin reddine,
2-Davacıların işçilik alacaklarına ilişkin davalarının kısmen kabulü ve kısmen reddi ile
4.297,00_TL kıdem tazminatının 23.01.2006 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte,
1.007,00-TL yıllık ücretli izin alacağının 500,00-TL’sinin 22.01.2007 dava tarihinden, 507,00-TL’sinin 11.11.2008 ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine.
Fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil çalışma ücretlerine yönelik davanın reddine,
3-Alınması gereken 3.712,33-TL ilam harcından peşin alınan 1.484,80-TL’nin indirimi ile kalan 2.227,53-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına,
4-Davacılar tarafından başvurma ve peşin harç olmak üzere yatırılan toplam 1.497,90-TL harç giderinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine,
5-Reddedilen ve kabul edilen miktarlar nazara alınarak, davacı tarafça yapılan toplam 778,00-TL yargılama giderinden takdiren 475,00-TL’nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,
6-Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, avukat ile temsil edilen davacılar yararına hüküm altına alınan maddi tazminat miktarı ile işçilik alacakları üzerinden 689,63-TL, manevi tazminat miktarları üzerinden 6.140,00-TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
7- Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, avukat ile temsil edilen davalı yararına reddedilen manevi tazminat miktarları üzerinden 2.040,00-TL, reddolunan maddi tazminatla işçilik alacakları üzerinden 2.000,00-TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, fazla alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 11.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.