Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/1518 E. 2011/1444 K. 22.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1518
KARAR NO : 2011/1444
KARAR TARİHİ : 22.02.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde çalıştığı günlerin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava, davacının davalıya ait işyerinde 01.12.1998-01.02.2006 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davanın 5510 sayılı Yasa’nın 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa’nın Geçici 7. maddesi hükmünde “bu Kanun’un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının davalıya ait 28320011018667 Sicil nolu işyerinden 03.07.1998 tarihli giriş bildirgesi ile 1998/2 dönemde 57 gün, 1998/3 dönemde 30 gün olmak üzere toplam 87 gün çalışmalarının bildirildiği, iş yerindenKuruma verilen dönem bordrolarında davacı dışında kimsenen çalışmasının bildirilmediği anlaşılmaktadır.
Davacı, davalı Kooperatife ait biroda sekreter ve katip olarak çalıştığını iddia etmektedir. Somut olayda; Kooperatif Kayıtları getirtilmeden komşu iş yeri çalışanı olduğu tespit edilen tanıkların anlatımlarına göre sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; Öncelikle davalı kooperatifin uyuşmazlık konusu olan dönemde ki karar defteri, gelir-gider makbuzları ve gelir -gider defterlerinin (işletme defterleri), ücret ödeme belgeleri getirtilerek davacıya sekreter olarak düzenli ödeme yapılıp yapılmadığı, karar defterinde sekreter Ya da katip olarak çalışması hususunda karar alınıp alınmadığı araştırılmalıdır. Ayrıca Komşu işyerlerinde dava konusu yapılan tarihlerde kayıtlı davacının çalışmasını bilebilecek kişiler arasından seçilecek tanıklar dinlenerek, davacının parayı elden ödediğini iddia ettiği Mehmet Çetinkaya’nın beyanları da değerlendirilerek beyanlar arasında çelişki olması halinde sebepleri araştırılarak sonuca gidilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.