Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/2232 E. 2010/4349 K. 14.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2232
KARAR NO : 2010/4349
KARAR TARİHİ : 14.04.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 4.1.1999-10.4.2000 tarihleri arasında çalıştığının tespitiyle, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere ve temyiz edenin sıfatına göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 04.01.1999-10.04.2000 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti ile bir kısım işçilik alacaklarının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davacının davalı işyerinde 04.01.1999-10.04.2000 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine ve bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline, fazla isteminin reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 01.05.1999 tarihinde 29064 işyeri sicil numaralı davadışı işyerinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesinin 24.05.1999 tarihinde Kuruma verildiği,ATK raporuna göre bu işe giriş bildirgesindeki sigortalı imzasının davacının eli ürünü olmadığı,01.12.1998-03.02.1999 tarihleri arasında 29011 işyeri sicil numaralı ve 01.05.1999-31.01.2000 tarihleri arasında 29064 işyeri sicil numaralı davadışı işyerlerinden bildiriminin bulunduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda,davacı adına 29064 işyeri sicil numaralı işyerinden verilen işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olmadığı tesbit edilmiş ise de bu işyerinden ve diğer davadışı işyerinden bildirimi bulunduğu halde bu dönemle çakışan 04.01.1999-10.04.2000 tarihleri arasındaki dönemde davalı işyerinde çalıştığının tesbitine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınarak, davacının 29064 ve 29011 işyeri sicil numaralı davadışı işyerlerinden bildiriminin bulunduğu ve davadışı işyerlerinin işverenleri davada taraf olmadıklarından bildirilen bu çalışmaların olmadığı kabul edilemeyeceği için bu çalışmaları dışlamak, davacının davalı işyerindeki hizmet süresini buna göre belirlemek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.