YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13873
KARAR NO : 2011/2187
KARAR TARİHİ : 14.03.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bendlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 23.05.1999 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 37 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Mahkemenin maddi tazminata ilişkin belirlemesi yerindedir. Manevi tazminata gelince: Manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, manevi tazminatın fazla takdir edildiği anlaşılmaktadır.
Davacının iş kazası sonucu % 37 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının kusuru bulunmadığı araç şoförünün kusurlu davranışı nedeni ile işverenin % 100 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalıya verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına 27.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken 37.000,00-TL’sine hükmedilmesi isabetsiz olmuştur.
Öte yandan, gerçekten, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi nedeniyle,yargılama giderleri bölüştürülürken davacı tarafça yatırılan başvurma harcı ve peşin harcında kabul ve red oranında bölüştürülmesi isabetsizdir. İki tarafın kısmen haklı çıkması halinde yargılama giderlerinin paylaştırılacağına ilişkin HUMK nın 417/1 maddesindeki düzenleme yargılama harçları için uygulanmaz.Çünkü davanın reddi hariç harç daima davalıya yüklenir.Zira harç zaten haksız çıkılan oranda hüküm olunur.Yani mahkum edilen miktara göre verilir.Bu nedenle de reddedilen dava bölümü için ayrıca ret harcı verilmez.
Hal böyle iken davacının peşin olarak yatırmış olduğu başvuru ve nispi harcın yargılama giderleri içine katılarak kabul ve ret oranına göre bir bölümünden davacının da sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının tümüyle silinerek yerine;
“Davanın Kısmen Kabulü ile;
1-Maddi tazminata ilişkin talebin atiye bırakılması nedeniyle bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
2-Takdiren 27.000,00-TL manevi tazminatın 23.05.1999 olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla manevi tazminat talebinin reddine,
3-Alınması gereken 1.603,80-TL ilam harcından peşin alınan 1.377,00-TL’nin indirimi ile kalan 226,80-TL ilam harcının davalıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına, davacı tarafından yatırılan 1.377,00-TL nispî harç, 12.20-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 1.389,20-TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan toplam 541,90-TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre takdiren 146,31-TL sının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, avukat ile temsil edilen davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı üzerinden 3.170,00-TL, avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, avukat ile temsil edilen davalı yararına reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden 3.170,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA,aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine 14.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.