YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10128
KARAR NO : 2010/6388
KARAR TARİHİ : 03.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 1981 tarihinde bir günlük sigortalılığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, 1981 tarihinden itibaren vergi kaydı bulunduğunu,ancak Kurum tarafından sigortalı yapılmadığını ileri sürerek bu tarihten itibaren 1479 sayılı Yasa’ya tabi … sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de; verilen bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 23.07.2003 tarihli bildirgeye göre Ltd.Şti.ortaklığı nedeniyle 23.01.2003 tarihi itibariyle 1479 sayılı Yasa’ya tabi … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, 01.08.1981-30.09.1986 tarihleri arasında ve 23.01.2003-devam şeklinde vergi kaydının bulunduğu,oda ve sicil kaydının bulunmadığı,Kurumun 15.04.2009 tarihli yazısına göre davacının 4956 sayılı Yasa uyarınca 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki süreyi borçlanma talebinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 1479 sayılı Yasa’ya 4956 sayılı Yasa ile eklenen ve 2.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren Geçici madde 18 ile göre “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.” hükmü getirilmiştir.
619 sayılı KHK’nin Geçici 1. maddesi hükmünde ise; “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.4.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup, 619 sayılı anılan KHK 4.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi’nin 8.8.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
Somut olayda Anayasa Mahkemesince iptal edilen 619 sayılı KHK’nin Geçici 1. maddesinin somut uyuşmazlığa uygulanma olanağı bulunmadığı gibi, benzer bir düzenlemeyi öngören 4956 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. madde hükmü ise; Kanunun yayım tarihi olan 2.8.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmakta olup, davacının 23.07.2003 tescil talep tarihi dikkate alındığında 4956 sayılı Yasanın da uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
1479 sayılı Kanunun 2654 ve 3165 sayılı Kanunlar ile değişik hükümlerinin sigortalılık için aradığı koşullar dikkate alındığında davacının zorunlu sigortalı olarak … kapsamında değerlendirilmesinde, hak ve yükümlülüklerin, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olması ön koşulu dikkate alınarak, vergi mükellefiyetinin oluşturulduğu tarih ile başlatılmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4.2.2009 gün ve 2009/21-10 Esas ve 2009/52 Karar sayılı ilamlarında bu husus açıkça belirtilmiştir.
Mahkemece davacının vergide kayıtlı olduğu 01.08.1981-30.09.1986 tarihleri arasındaki dönemde 1479 sayılı Yasa uyarınca sigortalı olduğunun kabulüne karar verilmesi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.