Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/15668 E. 2013/20226 K. 11.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15668
KARAR NO : 2013/20226
KARAR TARİHİ : 11.11.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava, 13.07.2005 tarihinde geçirdiği iş kazasında sürekli işgöremezliğe maruz kalan sigortalının kaza tarihinden yasal faiziyle maddi ve manevi zararının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, 31.535,32TL maddi, 2000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmolunan tazminatlar için faiz kararlaştırılmamıştır.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, 13.07.2005 tarihindeki zararlandırıcı olayın Kurumca iş kazası olarak tespit edildiği, sigortalının anılan kaza nedeniyle Kurum tarafından kabul edilen sürekli iş göremezlik oranının %22,2 olduğu, iş kazasında tarafların kusuruna dair Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının iş müfettişlerince yapılan incelemede %40 oranında davalı işverenin, %60 oranında ise kazalının kusurunun tespit olunduğu, buna karşılık hükme esas alınan 23.02.2009 tarihli kusur raporunda ise davalı işverenin %60 oranında, davacı sigortalının ise %40 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece her iki kusur raporu arasındaki mübayenetin giderilmeden neticeye gidildiği ve yine hükme esas alınan hesap raporunda Kurumun iş kazası sigorta kolundan davacıya bağladığı sürekli iş göremezlik gelirinin hesaplanan maddi tazminattan düşülmediği ve yine hüküm altına alınan tazminatların faizine dair Mahkemece olumlu olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır.Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Bunun yanında Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları,tarafların sosyal ve ekonomik durumları,paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu,olayın ağırlığı,davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Yine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin bu tür davalarda (tazminat davaları) haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan bir gelirin bulunup bulunmadığının tespiti ile sigortalıya iş kazası sigorta kolundan bağlanan bir gelir var ise bunun ilk peşin sermaye değerlerinin B.K’nun 55.maddesi de gözetilerek rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan tenzili gerekir.
Ayrıca 6100 sayılı H.M.K’nın 297/2 maddesi “Hükmün sonuç kısmında,gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin,taleplerden her biri hakkında verilen hükümle,taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,sıra numarası altında;açık,şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.” hükmünü içermektedir. Buna göre Mahkemelerin taleplerden herbirini karşılama yükümlülüğü vardır.
Somut olayımızda mahkemece hükme esas alınan 23.02.2009 tarihli kusur raporu ile aynı olay nedeniyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının iş müfettişlerince düzenlenen kusur raporu arasındaki çelişki giderilmeden eksik araştırma ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılması gereken iş bu iki rapor arasındaki kusur oranları bakımından oluşan çelişkinin giderilmesi için yine iş güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine olayı yeniden inceletmek ve çıkacak sonuca göre tüm delilleri bir rada değerlendirip bir yeniden bir karar vermekten ibarettir.
Mahkeminin kabul şekli bakımından ise, hükmedilen manevi tazminat miktarı az olduğu gibi davacı sigortalıya Kurumca iş kazası sigorta kolundan yapılan sürekli iş göremezlik gelirinin rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi tazminattan düşülmemesi ve yine hüküm altına alınan tazminatlar için faiz kararlaştırılmaması da doğru olmamıştır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacı ile davalıya iadesine, 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.