Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/16782 E. 2010/13072 K. 23.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/16782
KARAR NO : 2010/13072
KARAR TARİHİ : 23.12.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde Mayıs 2002-22.3.2006 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Dava, davacının davalı şirkete ait iş yerinde Mayıs 2002-22.03.2006 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, tanık sözlerine dayanılarak istemin kısmen kabulü ile davacının 01.12.2004-22.03.2006 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde günün asgari ücreti ile 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, yapılan işin ayakkabı imalat işi olduğu, davacının makinede işçi olarak çalıştığı,davacının 14.09.1997-30.04.2002 tarihleri arasında farklı işyerlerinde kesintili olarak 714 gün 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı çalışmalarının olduğu,davalı işyerinden çalışmasının bildirilmediği, tespiti talep edilen dönem ile çakışan başka işyeri çalışmasının bulunmadığı,dönem bordrolarının ve ücret bordrolarıyla işyeri kayıtlarının istendiği ancak gelmediği,davalı işyerinin 1.10.2004 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, halen faal olduğu, dinlenen tanıkların bordro tanığı olduklarına dair belgelerinin getirtilmediği, ilgili Savcılıkça takip edilen hazırlık dosyasında,davacının davalı işveren ortaklarından Necati uysal hakkında tehdit suçu nedeniyle şikayette bulunduğu,savcılıkça delil bulunmadığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,bu hazırlık dosyasında davacının, 2002 yılında işe girdiğini 2006 mart ayında işten çıkarıldığını, Necati Uysal’ ın işyerinde çalıştığını, sigortasının yapılmaması nedeniyle tazminat davası açtığını, bu nedenle bu kişinin kendisini tehdit ettiğini beyan ettiği,Necati Uysal’ın, suçu kabul etmeyerek , davacının işyerinde çalışmadığını bildirdiği,tanık Hüseyin Kocaman’ın, davacı ile birlikte 2002 yılında sanığın atölye halindeki işyerinde çalıştığını, tehdit olayını duymadığını, sigortasız çalışmadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, somut olayda tesbitine karar verilen dönem yönünden, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığı yöntemince araştırılmadan, uyuşmazlık konusu dönemin tamamında çalışması bulunan bordro tanıkları yada kayıtlara geçmiş komşu iş yeri sahibi veya çalışanı oldukları belli olmayan tanıkların beyanı ile yetinilerek sonuca gidildiği ortadadır. Bir başka anlatımla dinlenen tanıkların resmi kayıtlara geçmiş bordro tanığı ya da komşu iş yeri tanığı olup olmadığı yöntemince araştırılmamıştır.Hal böyle olunca,dönem bordroları getirtilmeden ve dinlenen tanıkların bordro tanığı olup olmadıkları araştırılmadan eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; tespitine karar verilen 01.12.2004-22.03.2006 tarihleri arası yönünden, dinlenen tanıkların hizmet cetvellerini getirterek, tanıkların bu dönemin tümünde çalışan bordro tanığı olup olmadıklarını tesbit etmek, bordro tanığı olduklarının tespiti halinde şimdiki gibi karar vermek, bordro tanığı olmadıkları yada tespitine karar verilen bu sürenin tümünde çalışmadıklarının tesbiti halinde ise, dönem bordrolarını getirtmek, dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak, bordolarda adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmediği takdirde zabıta, maliye ve meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan işverene iadesine, 23.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.