YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13882
KARAR NO : 2013/19936
KARAR TARİHİ : 07.11.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, ölüm aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, kesilen aylığının yeniden bağlanmasına gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacıya 15.12.2005 tarihinde bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı Kanun’un 56/2. fıkrası uyarınca kesilmesine ilişkin kurum işleminin iptali ile kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100.00 TL maaş alacağının yasal faizi ile davalı kurumdan tahsiline karar verilmesi isteminden ibarettir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı kurum vekilince, seçim kurulu,kolluk ve nüfus müdürlüğü cevabi yazılarının kontrol memuru raporunu doğrular nitelikte olduğundan bahisle temyiz edilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasa’nın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvuru, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanun’un 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasında, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş Boşanmanın var olan/olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk/çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir/aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan/yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin/aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme/başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir/aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun/yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Somut olayda, davacının boşanma kararı 7.12.2005 tarihinde kesinleşmiştir. Davacıya 12.1.1982 tarihinde vefat eden babası nedeniyle 28.12.2005 tarihli tahsis talebine istinaden 15.12.2005 tarihinden itibaren yetim aylığı bağlanmıştır. 22.8.2011 tarihli Kurum yazısında yer alan, muvazaalı boşanma yönündeki tespit üzerine yetim aylığı kesilerek, Kurumca, kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihi sonrası 20.10.2008-19.7.2011 tarihleri arasında yapılan ödemeler borç kaydedilmiştir. Mahkemece,davacı ve boşandığı eşinin boşanma tarihinden sonra bir arada yaşayıp yaşamadığını tespiti ve adres değişikliklerinin saptanması için Nüfüs Müdürlüğünden adres hareketlerinin sorulması neticesinde davacının ve eski eşinin sisteme kayıtlı tek ve güncel adreslerinin … Cumayanı mah.Kışla Sokak no:17 olduğunun bildirildiği,tutanakta ismi geçen muhtar ve azanın çelişkili beyanlarda bulundukları,Seçim Kurulundan gelen cevabi yazıya göre davacının ve eski eşinin seçmen kayıt sistemindeki adreslerinin yukarıda belirtilen adresle aynı olduğunun anlaşıldığı,kolluk araştırması neticesinde davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamadığı ancak eski eşin zaman zaman müşterek çocuk …’ın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla müşterek haneye geldiğinin tespit edildiği,müşterek çocuk …’ın nüfus kaydına göre 2.2.1983 doğumlu olup boşanma tarihinde 22 yaşını bitirmiş olduğu,bu yaştaki sağlıklı olduğu anlaşılan müşterek çocuğun kendi ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte bulunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olmasının anlaşılmasına rağmen mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne dair hüküm tesisi isabetsiz olmuştur.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece … gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,07/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.