Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/15062 E. 2010/16075 K. 16.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15062
KARAR NO : 2010/16075
KARAR TARİHİ : 16.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : … VE ARKADAŞLARI

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı … hükmün; Dairemizin 02.06.2010 gün ve 2010/4714 – 7657 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiş, süresi içinde davacı … vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

1981 yılında yapılan kadastro sırasında … Mahallesi 201 ada 8 parsel sayılı 3.817 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, senetsiz ve belgesizden limon bahçesi ve kargir ev niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, … ’ın itirazı komisyonca kabul edilerek … adına tesbitine karar verilmiştir. … …,… ve … ’ın açtıkları davadan 30.12.1983 tarihli oturumda feragat etmeleri üzerine … Asliye Hukuk Mahkemesi (kadastro mahkemesi sıfatıyla) 30.12.1983 gün 1982/395-1983/522 sayılı ilam ile davanın feragat yönünden reddine, dava konusu 201 ada 8 sayılı parselin kadastro komisyon kararı gibi tapuya tesciline karar verilmiş, temyiz edilmeksizin 10.6.2008 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı … 28.02.2005 tarihli dilekçe ile 201 ada 8 sayılı parselin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla temyize konu davayı açılmıştır. Mahkemece davaya bakma görevinin kadastro mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararı Hazinenin temyizİ üzerine bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18.09.2008 gün 2008/6654-9494 sayılı bozma kararında özetle; “Çekişmeli taşınmazın kadastro tespit tutanağının düzenlenmesinden çok sonra Hazine tarafından 28.02.2005 tarihinde dava açılması nedeniyle kadastro mahkemesine devri gereken dava bulunmadığı, kadastro tespitine karşı kişiler arasında görülen davanın da feragat sebebiyle sonuçlanıp kesinleştiğinden davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten 10 yıl sonra temyize konu davanın açıldığı, 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından temyiz edilmekle Dairece onanmıştır. Bu kez, Hazine kararın düzeltilmesini istemiştir.

-2-
2010/15062 – 16075

Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastroca Tabiye Mahallesi 201 ada 8 sayılı parsel Hazine adına tespit edilmiş, … ‘ın itirazı komisyonca kabul edilmiş, … …, … ve … ‘ın taşınmazın adlarına tescili istemiyle açtıkları davadan feragat etmeleri üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin (Kadastro Mahkemesi sıfatıyla) 30.12.1983 gün ve 1982/395-522 sayılı kararı ile davanın ferafat nedeniyle reddine ve dava konusu taşınmazın komisyon kararı gibi tapuya tesciline karar verilmiş, karar davacılar vekiline 14.03.2008, davalı mirasçılarına da 14.03.2008 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz edilmediğinden 01.04.2008 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı …, kadastro mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten önce 28.02.2005 tarihli delikçe ile 201 ada 8 sayılı parselin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla karar düzeltme istemine konu davayı açmıştır.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının 12/3. maddesinde tutanakta belirtilen haklara, sınırlandırma ve tesbitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Anılan hüküm uyarınca hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi tutanakların kesinleştiği tarihdir. Tespit tutanağına itiraz edilmezse tutanak askı ilanının sona ermesiyle dava açılmışsa kadastro mahkemesi kararının kesinleştiği tarihte tutanak kesinleşir ve 3402 Sayılı Yasanın 12/3. Maddesindeki hak düşürücü süre bu tarihte başlar. Başka bir anlatımla tespit tutanağı yada kadastro komisyon kararı ile hak sahibi olarak belirlenen kişilere karşı Kadastro Mahkemesinde açılan davalar kesinleşip sicil oluşmadıkça genel mahkemede dava açmak isteyenler yönünden gerçek hasım belli değildir. Davadan feragat kesin hükmün sonuçlarını doğurur ise de maddi anlamda kesin hüküm ancak kararın kesinleşmesi ile sonuç doğurur. Somut olayda, davanın açıldığı tarihte kadastro mahkemesi kararı henüz kesinleşmemiş olduğundan 10 yıllık hak düşürücü süre başlamamıştır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu konusundaki kararı mahkemeyi bağlayacağı gözetilerek, Hazine tarafından temyize konu davanın hak düşürücü süre geçmeden açıldığı anlaşıldığından işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı ve Dairece hükmün onanması maddi yanılgıya dayalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin karar düzeltme isteğinin KABULÜNE, Dairenin 02.06.2010 gün ve 2010/4714-7657 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer konuların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 16/12/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.