Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/9338 E. 2010/5855 K. 24.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9338
KARAR NO : 2010/5855
KARAR TARİHİ : 24.05.2010

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Davacı, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerine göre, davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, eşi … …’in ölümü nedeni ile tahsis talep tarihini takip eden ay başından itibaren davacıya ölüm aylığı bağlanarak ödeme tarihleri itibariyle faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacıya murisinden dolayı 2926 sayılı Yasaya gereğince yasal şartlar gerçekleşmekle taleple bağlı kalınarak son ölüm aylığı tahsis talebinin yapıldığı 15.08.2006 tarihini takip eden ay başı olan 01.09.2006 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar vermiştir
Davacıya murisinden dolayı ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti yönünden verilen karar yerinde ise de her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun değildir.
Davalar mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre eda, tespit ve inşai olmak üzere üçe ayrılır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir.
Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir:
1- Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir.
2- Davacının, hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, ‘hemen’ tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:
1- Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel ( halihazır ) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
2- Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
3- Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen ( icraya konulamayan ) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır ( …, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1979 Bası, C: 1, s. 908 vd. ).
Sosyal güvenlik hukukunda tespit davaları niteliği itibariyle eda davası gibi sonuç doğurur. Gerçekten Kurumun davacının murisinden dolayı ölüm aylığı koşulları değerlendirilerek aylık bağlaması halinde davacı ölüm aylıklarının ödenmesi ile ilgili dava açmasına gerek kalmadan amaçladığı sonuca ulaşmış olacaktır.
Öte yandan davacı vekili dava dilekçesinde ödenmeyen aylıkların faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş ise de , bu aylıkların ve faiz alacağı tutarı olan müddeabihi belirtmemiştir.
Eda davası açılabilecek hallerde istisnai hükümler dışında tesbit davası açılamaz. Esasen her eda davası içeriğinde bir tesbit isteminide içerir. Davacı haklı olduğu inancında ise eda davası açmak suretiyle istekte bulunabilir. Nitekim davacı tespit davası ile birlikte ödenmeyen aylıkların ödeme tarihi itibariyle faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece eda davası açılması gereken durumda tesbit davası açılmasında davacının da hukuki yararının bulunmadığının göz ardı edilerek tesbit kararı verilmesi doğru değildir.
Ancak açılmış bir dava bulunduğundan usul ekonomisi ilkeside gözetilerek yapılacak …; dava konusu hakkın değeri para ile ölçülebilen haklardan olduğundan ödenmeyen aylıkların ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline ilişkin dava, 492 sayılı harçlar yasasının 16.maddesi ile 1 sayılı tarifedeki nisbi esas üzerinden harca tabi olduğundan davacıya, müddeabbihi miktar olarak açıklattırılarak, dava değerine göre nisbi nitelikteki % 059,4 oranındaki karar ve ilam harcının ¼ ünün peşin harç olarak yatırılması için süre verilmeli alacak bilirkişi vasıtasıyla tesbit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,24.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.