YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9350
KARAR NO : 2010/5858
KARAR TARİHİ : 24.05.2010
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı,murisinin ilk kesinti tarihinden 1.11.1999 tarihleri arası tarım … sigortalısı olduğunun tespiti ile ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerine göre, davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, davacının murisi olan eşi …’nın ilk prim kesintisinin yapıldığı tarihi takip eden aybaşından tescil edildiği 01/11/1999 tarihine kadar olan sürede 2926 sayılı Yasa kapsamında tarım Bağ- Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin tespiti ile, davacıya murisin tespit olunacak tarım … sigortalılığı ile ilgili primlerin yatırıldığı tarihi izleyen aybaşından itibaren ölüm sigortasından aylık bağlanarak ödeme tarihleri itibariyle faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının murisi …’nın ilk … prim kesintisinin yapıldığı 19/04/1996 tarihini takip eden aybaşı olan 01/05/1996 tarihinden tescil edildiği 01/11/1999 tarihine kadar olan sürede 2926 sayılı Yasa kapsamında Tarım … sigortalısı olduğunun tespiti ile davacıya murisinden dolayı yasal şartlar gerçekleşmekle prim borcunun yatırıldığı 30/12/2008 tarihini takip eden 01/01/2009 tarihinden itibaren 2926 sayılı yasa gereğince ölüm sigortasından ölüm aylığı bağlanarak her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Davacının murisi …’nın 01.05.1996-01.11.1999 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa kapsamında … sigortalısı olduğunun ve 01.01.2009 tarihinden itibaren davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti yönünden verilen karar yerinde ise de her bir aylığın ödenmesi gerektiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun değildir.
Davalar mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre eda, tespit ve inşai olmak üzere sınıflandırılır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir.
Özel kanun hükümleri ile düzenlenen tespit davaları dışında kalan bir hukuki ilişkinin var olup olmadığını belirleyen tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir. Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir. Davacının bu hukuki ilişkinin tespitinde hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, “hemen” tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.
Sosyal güvenlik hukukunda tespit davaları niteliği itibariyle eda davası gibi sonuç doğurur. Gerçekten Kurumun davacının 10.08.1982-22.03.1985 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunu kabul edip, yaşlılık aylığı koşulları değerlendirilerek aylık bağlaması halinde davacı yaşlılık aylığının ödenmesi ile ilgili dava açmasına gerek kalmadan amaçladığı sonuca ulaşmış olacaktır.
Öte yandan davacı vekili dava dilekçesinde ödenmeyen aylıkların faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş ise de , bu aylıkların tutarı olan müddeabihi belirtmemiştir.
Eda davası açılabilecek hallerde istisnai hükümler dışında tesbit davası açılamaz. Esasen her eda davası içeriğinde bir tesbit isteminide içerir. Davacı haklı olduğu inancında ise eda davası açmak suretiyle istekte bulunabilir. Nitekim davacı tespit davası ile birlikte ödenmeyen aylıkların ödeme tarihi itibariyle faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece eda davası açılması gereken durumda tesbit davası açılmasında davacının da hukuki yararının bulunmadığının göz ardı edilerek tesbit kararı verilmesi doğru değildir. Ancak açılmış bir dava bulunduğundan usul ekonomisi ilkeside gözetilerek yapılacak …; dava konusu hakkın değeri para ile ölçülebilen haklardan olduğundan ödenmeyen aylıkların ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline ilişkin dava, 492 sayılı Harçlar Yasası’nın 16.maddesi ile (1) sayılı Tarifedeki nisbi esas üzerinden harca tabi olduğundan davacıya, müddeabbihi miktar olarak açıklattırılarak, dava değerine göre nisbi nitelikteki % 59.4 oranındaki karar ve ilam harcının ¼ ünün peşin harç olarak yatırılması için süre verilmeli alacak bilirkişi vasıtasıyla tesbit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,24.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.