YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9936
KARAR NO : 2010/13223
KARAR TARİHİ : 28.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2008/17631-2009/1707 sayılı 09.02.2009 günlü onama-bozma kararında özetle: “1) Davacı gerçek kişinin (G) ve (I) harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerine yönelik temyiz itirazları yönünden;İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman orman bilirkişi tarafından resmi belgelere dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada (G) ve (I) harfleriyle gösterilen taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu anlaşıldığına göre, davacı gerçek kişinin bu taşınmazlara ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
2) Orman Yönetimi ve Hazinenin (H) harfiyle gösterilen ve davacı adına tescile karar verilen taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemenin bu bölüme ilişkin kabulü dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun değildir. Şöyle ki; yörede 766 Sayılı Yasaya göre 1979 yılında yapılan arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen kadastro paftasında ve ayrıca memleket haritasında çekişme konusu taşınmazın bulunduğu alanın çevresindeki devlet ormanları ile birlikte orman olarak tesbit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar, bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, davacı ve miras bırakan tarafından 20 yılı aşkın süredir kullanıldığını ifade etmişlerse de kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işleminin ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Zaman içerisinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez ve taşınmazın zilyetlikle kazanılması da mümkün değildir. Hukuk Genel Kurulunun 24.10.2001 gün 2001/8-964-751 ve 13.02.2002 gün 2002/8-183-187 sayılı kararları ile orman olarak tespit harici bırakılan yerlerde orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir. Bu nedenle, taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Ayrıca, taşınmaz eski tarihli memleket haritasında çevresi yeşil alanda işaretlenmiş olup, konumu itibariyle de 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesine göre de orman bütünlüğünü bozan orman içi açıklığı niteliğindedir.
Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine,
22.07.2008 günlü fen bilirkişi krokisinde gösterilen … Köyündeki (H) ile işaretli 10967,49 m², (g) ile işaretli 8024,41 m², (I) ile işaretli 16745,88 m² yüzölçümündeki taşınmazların orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazların tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu işlemi 1979 yılında yapılmış ve kesinleşmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 28.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.