Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/1415 E. 2011/3330 K. 11.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1415
KARAR NO : 2011/3330
KARAR TARİHİ : 11.04.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde 1.1.1997-30.11.1998 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı,davalı şirkete ait işyerinde 01.01.1997-30.11.1998 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi olarak sürekli çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, istemin kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 1978-31.07.1998 tarihleri arasında 506 sayılı Yasaya tabi olarak Kuruma bildirilen 5953 gün sigortalı hizmetinin olduğu, tespiti istenilen süre içersin de 01.01.1997-30.06.1997 tarihleri arasın da dava dışı dört ayrı işveren tarafından kuruma bildirimi yapılan çalışmaları dışında davalı işyerinden de 01.09.1997-30.11.1998 tarihleri arasındaki çalışmalarının Kuruma bildirildiği,mahkemece tespiti yapılabilecek süre olan 01.07.1997-01.09.1997 tarihleri arasın da kalan süre ile sonraki süreler yönün den de davacının Kurum tarafından 2005 yılında geriye yönelik olarak yapılan resen tescil işlemi ile SSK’lı çalışmaya ara verdiği dönem olan 01.07.1997 tarihinden itibaren 1479 Sayılı Yasaya tabi sigortalı sayılıp 30.05.2005 tarihi itibariyle de kuruma 23.718.00-TL prim borcu bulunduğu ancak davacının … ‘a prim ödemesinin bulunmadığı görülmektedir.
1479 sayılı Yasanın 24. maddesinde Limited Şirket ortaklarının sigortalı olacağı bildirilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa kapsamına bir kimsenin girebilmesi için hizmet aktine tabi bir işte çalışması yanında başka bir Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında da bulunmaması gerekir. 506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin I/k bendinde “herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılamayacağı belirtilmiştir.Aynı şekilde, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinin I ve II. fıkralarında da bir kimsenin … kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başka bir sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında bulunmaması da koşuldur.
Uyuşmazlık, her iki sigortalılığın çakışması halinde, hangisine öncelik verileceği noktasında toplanmaktadır.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde önceden başlayan ve devam eden sigortalılığa geçerlilik tanınmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2001/21-627 E., 2001/659 K. ve 29.06.2005 gün 2005/21-389 E., 2005/430 Kararlarında da önceden başlayan sigortalılığının asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.
Davacının Limited şirket ortaklığı nedeni ile 01.07.1997 tarihinde başlayan … sigortalılığının 01.09.1997 tarihinde başlayan SSK. Sigortalılığından önce olduğu ve 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi uyarınca zorunlu … sigortalısı olması gerektiği açıktır.
Ancak, 17.04.2008 gün ve 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 73. maddesi ile eklenen ve 30.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici 17. maddesinde; “Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibariyle beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur.Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.
Anılan maddeler uyarınca, …’la sigortalılık ilişkisi sadece kayıtlar düzeyinde kalan, prim ödemesi bulunmayıp, sigorta kollarından yararlanmayan, bu nedenle de Kurumla fiilen sigortalılık bağlantısı bulunmayanların sigortalılık sürelerinin durdurulması ve bu sürelere ilişkin sigorta primlerine Kurum alacakları içerisinde yer verilmemesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda bulunan sigortalılara borçlarından imtina, bu yolla sigortalılık sürelerini değerlendirmeme, primi ödenen sigortalılık sürelerini ise, hizmet birleştirmesinde ya da …’dan yaşlılık aylığı tahsisinde kullanabilme hak ve olanağı vermektedir.
Davanın yasal dayanaklarına ilişkin yapılan bu açıklamalardan sonra, davadaki soruna gelince; davacının dinlenen tanık beyanları ve kapsama göre çalıştığı ispatlanan 01.07.1997-01.09.1997 tarihleri arasında kalan bildirimsiz sürelerinin tespiti ile yetinilerek davacı hakkında 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu olduğuda açık olup hakkında 5510 sayılı Yasa’nın geçici 17. Maddesi kapsamında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı hakkında da bir hüküm kurmak gerekirken davacının başka işyerleri çalışmalarının iptali ve de 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı ile çakışma da yaratacak ve çifte sigortalılık oluşturacak şekilde hüküm kurulduğu ortadadır.
Yapılacak iş; davacının … sigortalılık süresi olarak değerlendirilen süre de Geçici 17. madde kapsamında 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcunun olduğu açık olmakla 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının tescil tarihi itibariyle durdurulmasına, 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının tespiti istemi yönünden de 01.07.1997-01.09.1997 tarihleri arasın da davalı işyerinde hizmet aktine tabi olarak çalıştığının tespiti ile hizmet tespitine ilişkin fazla istemin reddine karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın verilen hüküm usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,11.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.