YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2797
KARAR NO : 2010/9767
KARAR TARİHİ : 15.09.2010
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 14/12/2009
Nosu : 682/691
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmasız davalı vekilince de duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı asil … ile vek.Av…. ve davalı vek.Av. … gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkilinin tatile çıkarken temsile yetkili olduğu şirketin işlerinin aksamaması için A4 kağıdına attığı imzanın, şirketin diğer ortağı ve temsilcisi tarafından bono haline getirildiğini ve müvekkili hakkında ihtiyati haciz kararı alındığını belirterek, hile ile oluşturulmuş bonodan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının borcu nedeniyle müvekkiline bonoyu verdiğini, davanın ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, hile iddiasının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının cevap dilekçesinde bononun borca karşılık verildiği, savunulmakla birlikte daha sonra savcılık aşamasındaki beyanında senedin hisse devri karşılığı olduğunun belirtildiği, bu haliyle senedin talil edildiği, dolayısıyla ispat yükünün davalıya geçtiği, davalının bononun borç veya hisse devri karşılığında verildiğini ispatlayamadığı, tanık beyanlarından senedin açığa imza atılarak şirket işlerinde kullanılması amacıyla verilip üzerinin sonradan doldurulduğunun anlaşıldığı belirtilerek davanın kabulüne, yargılama sırasında tedbir kararı verilmiş olması nedeniyle davacının bir zararı bulunmadığından davacının tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
../..
(2)
Esas Karar
2010/2797 2010/9767
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; yargılama sırasında tedbir kararı verilmiş olmasından dolayı davacının bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle tazminat istemi Mahkemece reddedilmiştir. Somut olayda ise davacı takip borçlusu, davalı ise takip alacaklısı olup, davanın kabulüne karar verilmiş olması dikkate alındığında, İİK’nın 72,V hükmü uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılması koşuluyla borçlunun uğradığı zarara karşılık alacaklı tazminata mahkûm edilebilir. Bu nedenle yargılama sırasında verilen tedbir kararı gerekçe gösterilerek davacının tazminat isteminin reddi isabetli değildir. Ne var ki ileri sürülen deliller ve dosya içeriğinden davalı alacaklının icra takibini kötüniyetli yaptığı anlaşılamadığından tazminat isteminin reddedilmesi sonucu itibarıyla doğrudur. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibarıyla doğru olan kararın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438’inci maddesinin son fıkrası uyarınca gerekçesinin bu şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte gösterilen nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeple kararın gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan taraflar yararına 750.00. TL vekalet ücretinin birbirlerinden alınarak yek diğerine verilmesine,peşinharcın istek halinde iadesine, 15.9.2010 tarihinde, (1) numaralı bent yönünden oyçokluğuyla, (2) numaralı bent yönünden oybirliği ile karar verilmiştir.
(Muhalif)
I.Bent
Aslı gibidir.
Karşılaştırıldı. S:D
-KARŞI OY YAZISI-
Dava bono nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile şirket ortağı olduğunu, şirketi birlikte temsil ettiklerini, müvekkilinin 2006 Ekim sonu, Kasım ortasında izne çıkacak olması nedeniyle şirket işlerinin aksamaması için sol alt köşelerini imzaladığı 4 adet boş kağıdı şirket sekreteryasına teslim ettiğini, kasada tutulan bu imzalı boş kağıtlardan birinin davalı tarafından ele geçirilerek 01.11.2006 tanzim, 01.11.2008 vade tarihli ve 950.000 Euro bedelli bono haline getirilerek müvekkili aleyhine icra takibine girişildiğini, davalı tarafından müvekkiline bu miktarda bir ödünç para verilmediğini ileri sürerek belirtilen senetten dolayı müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, dava konusu senedin müvekkilinin davacıya verdiği borç para karşılığı düzenlendiğini, davacının aksi yöndeki iddialarını yazılı delille kanıtlamak zorunda olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
../..
(3)
Esas Karar
2010/2797 2010/9767
Mahkemece, davalı vekilinin cevap dilekçesinde senedin verilen borç para karşılığı düzenlendiğini savunmuş olmasına rağmen, davalının daha sonra Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinde, senedin taraflar arasında satışı kararlaştırılan davalıya ait şirket hisselerine karşılık düzenlendiğini bildirerek senet metnini talil ettiği, bu nedenle ispat külfetinin davalıya geçtiği, ancak davalının davacıya borç para verdiğini kanıtlayamadığı gibi şirket hisselerinin satışına ilişkin savunmayı da kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine, tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava konusu senet 01.11.2006 tanzim, 01.11.2008 vade tarihli, 950.000 Euro bedelli olup düzenleme nedeni bölümünde “nakden” kaydı bulunmaktadır.
Davalı, Şişli Cumhuriyet Savcılığına verdiği 08.01.2009 tarihli ifadede; “davacıdan 600.000 Euro’ya yakın alacağı bulunduğunu, ancak davacının borcunu ödemeye yanaşmadığını, 2006 yılı sonunda kendisine ait İonbont şirketinin hisselerini satın almak istediğini söyleyince kabul ettiğini, oturup 1.000.000 Euro’ya anlaştıklarını, bunun 50.000 Euro’sunun nakit ödendiğini, 950.000 Euro için senet düzenlendiğini, davaya konu senedin bu borca karşılık düzenlendiğini” belirtmiştir. Davalının bu ifadesinden senedin 600.000 Euro’luk kısmının davalının davacıdan olan mevcut (yani daha önce verilen borç karşılığı) alacağı, kalan kısmının ise aralarında kararlaştırıldığı savunulan şirket hisse devri nedeniyle düzenlendiği anlamı çıkmaktadır. Çünkü, alacaklının mevcut alacağı dururken yeni bir hukuki ilişki nedeniyle senet düzenlemesi ve tahsil edilmeyen alacağını senet kapsamı dışında tutması hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir.
Bu itibarla, davalının Cumhuriyet Savcılığındaki ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda, dava konusu senedin kısmen talil edildiğinin kabulü gerekir.
Başka bir anlatımla, davalı davacıdan 600.000 Euro alacaklı olduğunu, davacının bu borcunu ödemeye yanaşmadığını, şirket hisselerini talep etmesi üzerine oturup anlaştıklarını belirttiğine göre, bu anlaşmanın ve senedin 600.000 Euro’luk bölümünün mevcut alacağa ilişkin olduğunun kabulü gerektiğinden bu kısım yönünden talilden söz edilemez. Bunun sonucu olarak senedin 600.000 Euroluk bölümü yönünden ispat külfeti davacıdadır. Davacı, bu kısma ilişkin iddiasını HUMK’nun 290.maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlamakla yükümlü olup bu konuda yazılı delil sunmamıştır.
O halde, mahkemece dava konusu senedin 600.000 Euro’luk bölümü yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun “davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi” yolundaki görüşüne katılamıyorum.