YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5534
KARAR NO : 2014/9160
KARAR TARİHİ : 04.11.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Akyamaç Köyünde bulunan yaklaşık 36 dönüm miktarındaki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının müvekkili yararına oluştuğunu iddia ederek, taşınmazın Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre davacılar adlarına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile Akyamaç Köyü sınırları içerisinde kalan 15/01/2010 havale tarihli kadastro bilirkişisi raporunda (A) harfiyle gösterilen 19219,659 m2’lik alanın bahçe vasfında davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 06/02/2010 gün ve 2011/3952 – 2012/557 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle;”Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.Yargılama tutanakları üzerinde yapılan incelemede tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri için mahkemece kendilerine süre ve imkan tanınmadığı gibi keşif ara kararlarının verildiği 05.06.2008 ve 09.10.2008 tarihli yargılama oturumlarına ait ara kararlarında da tanıkların ne şekilde dinleneceği konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bundan ayrı yapılan keşifte üç yerel bilirkişinin birlikte dinlenilmesi de usul ve kanuna aykırıdır. Tanıklar hakkındaki hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanır. Bu nedenle HMK.nun 261 (HUMK md.265) maddesi gereğince tanıklar gibi yerel bilirkişilerin de ayrı ayrı huzura alınıp dinlenmeleri gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, öncelikle tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri konusunda taraflara süre ve imkan tanınması, teknik bilirkişinin rapor ve krokisi eklenmek suretiyle dava konusu taşınmazın 1983 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ne niteliğiyle tespit dışı bırakıldığının kadastro müdürlüğünden sorulması, gelecek yazı cevabına göre dava konusu yerin imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun anlaşılması halinde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca imar ve ihya koşullarının araştırılması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243, 244, 259 ve 290/2.maddeleri gereğince yeniden yapılacak keşfe davetiyeyle çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşifte dinlenmelerinin sağlanması, zilyetliğin başlangıç ve süresinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak aydınlatılması, Kadastro Müdürlüğünden gelecek yazıya göre dava konusu yerin imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun saptanması durumunda davacı ve murisinin taşınmazın imar ve ihyasına hangi tarihte başladıkları, imar ve ihyayı ne şekilde sürdürdükleri, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığı konularında detaylı bilginin alınması, Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde orman ve mera araştırmasını istediği gözetilerek, yerin orman ve merayla ilgisinin olup olmadığı yönünden de gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra; davanın kabulü ile Siirt İli, … Köyünde kain fen bilirkişileri ….ve …in 11/07/2013 tarihli raporuna ekli krokide (A) harfi ile gösterilen ve koordinatları belirtilen 18917.02 m²’lik taşınmaza yeni bir parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamış, genel arazi kadastrosu işlemi ise 1983 yılında yapılarak kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve adına tescil kararı verilen davacı yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu belirlenerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince harç alınmasına yer olmadığına 04/11/2014 gününde oy birliği ile karar verildi.