YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13048
KARAR NO : 2013/3200
KARAR TARİHİ : 25.03.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … Köyü 159 ada 26, 56, 113, 129 ve 161 ada 6 parsel sayılı sırasıyla, 5.660,63 m², 9.300 m², 946,46 m², 2.030,28 m² ve 3.908,40 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davacı gerçek kişi adına tesbit edilmiş, daha sonra kadastro komisyonunca taşınmazların 2863 sayılı Kanunun 11. maddesini değiştiren 5226 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca 1. derecede doğal sit alanı içinde kaldığından söz edilerek, kadastro tesbitinin iptali ile tarla niteliğiyle Hazine adına tesbitine karar verilmiştir.
Davacı …, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak çekişmeli taşınmazların adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazların kadastro komisyon kararlarının iptal edilerek davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, mahkemece verilen hüküm davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 16.06.2010 tarih ve 2010/2052 – 8421 sayılı kararı ile kısmen onanmış, kısmen de bozulmuştur.
Hükmüne uyulan onama-bozma kararında özetle: “159 ada 26, 56 ve 129 parsel sayılı taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu, 2863 sayılı Kanun kapsamında bulunmadıkları ve davacı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçeleriyle, bu taşınmazlar hakkında kurulan hükümlerin onanmasına karar verilmiş, 159 ada 113 ve 161 ada 6 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise, karara dayanak alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu gerekçesiyle, usûlüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması gerektiği”ne değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine ve dava konusu …. Köyü, 159 ada 113 ve 161 ada 6 parsel sayılı taşınmazların kadastro tesbitlerinin iptali ile taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş; hüküm davacı gerçek kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmü uyarınca yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların orman vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Ne var ki, mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırı olduğu gibi delillerin değerlendirilmesinde hataya da düşülmüştür. Şöyle ki; iki kişilik uzman orman bilirkişi kurulu tarafından orman kadastrosu, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu tesbit edilmiş, ziraat bilirkişi ise taşınmazların üzerinde uzun yıllar boyunca tarımsal faaliyetlerin yapıldığını bildirmiştir. Ayrıca; taşınmazların eylemli biçimde orman ve sit alanı içinde olmadıkları da saptandığı gibi, taşınmazların hali hazır niteliğiyle tarla niteliğinde oldukları, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ise, çekişmeli taşınmazların 1945-1950’li yıllardan beri aralıksız olarak ekilip biçildiğini bildirmiştir. Yine, çekişmeli taşınmazlara komşu olan ve aynı nitelikteki 159 ada 112 ve 122 parsel sayılı taşınmazlar yönünden gerçek kişiler tarafından açılan davalar mahkemece kabul edilmiş ve kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Buna göre, yani mahkemece toplanan deliller, bilirkişi raporları ile keşif tutanağına yansıyan bilgilere göre, çekişmeli taşınmazların eski tarihli resmî belgelerde ve eylemli olarak orman niteliğinde olmadıkları ve davacı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Tüm bu yönler gözetildiğinde, davacı gerçek kişinin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek reddi yolunda hüküm kurulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre ise, Hâkim tarafların talep sonuçları ile bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK. madde 26/l) ve iki taraftan birinin talebi olmaksızın re’sen bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz (HMK.md.24/l). Somut olayda kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazların adına tescili istemiyle dava açan davacı gerçek kişinin davası reddedildiğine ve Hazine veya Orman Yönetimi tarafından taşınmazların orman sayılan yerlerden oldukları iddiasıyla açılan bir dava da olmadığına göre, çekişmeli taşınmazların tesbit gibi tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, H.M.K’nun 24 ve 26. maddelerine aykırı bir şekilde, re’sen alınan kararla orman vasfıyla tescillerine karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 25/03/2013 günü oy birliği ile karar verildi.