Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/1404 E. 2012/6716 K. 24.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1404
KARAR NO : 2012/6716
KARAR TARİHİ : 24.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkili şirkete trafik sigortalı davalı … adına kayıtlı aracın 0.98 promil alkollü olan diğer davalı … yönetiminde iken karıştığı kazada 3. kişiye ait aracın hasarlandığını, poliçe limitine göre zarar gören araçta meydana gelen hasarın 12.500 TL.sının müvekkili tarafından dava dışı 3. kişiyle ödendiğini, davalı sürücünün kazada tamamen kusurlu olduğunu ve kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini belirterek 12.500 TL.nın ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile 12.500 TL hasar bedelinin 12.1.2009 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, ZMSS sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişindir. 2918 sayılı KTK.nun 95/2 maddesi uyarınca
sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin Kanun hükümlerinden doğan nedenlerle sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin haller sigortacı tarafından 3.kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra tazminatın kaldırılması ya da indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. Bir özel hukuk ilişkisi olan sigorta sözleşmesinin sigortacının işletene rücu hakkını düzenleyen ZMSS Genel Şartlarının 4/d maddesine göre KTK.nun 95/2 maddesine paralel bir düzenleme ile taşıtın alkollü içki almış ve bu nedenle aracı güvenli sürme yeteğini kaybetmiş kişi tarafından kullanılması sırasında verilen zararlarda sigortacının sigortalı araç işletenine rücu hakkı bulunmaktadır. Şu halde davacı sigortacı söz konusu davayı ancak kendisiyle sözleşme yapan akidine karşı açabilecektir. Husumet kamu düzenine ilişkin olduğundan re’sen gözetilmesi gerekir. Sigortacı ile akdi ilişki içerisinde bulunmayan davalı sigortalı dışındaki sürücüye davacı sigortacının rücu hakkı bulunmamaktadır. Somut olayda davacı … vekili hem kendi akidi (sigortalısı) ve aracın işleteni davalı … hem de araç sürücüsü … hakkında rücuen tazminat davası açmıştır. Davalı … sigorta ettiren olmadığına göre sözleşmenin tarafı değildir. Bu durumda davalı … hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken bu davalı aleyhine de yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3-Davalılar vekilinin diğer davalı …’e yönelik temyiz itirazlarına gelince; HUMK.nun 275. maddesi gereğince ” Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.”
2918 sayılı KTK.nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerinin kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç
sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın
meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda davalı araç sürücüsü 0.98 promil alkollü olarak araç kullanırken kaza tesbit tutanağına göre kırmızı ışıklı trafik işaretinde geçme kuralını ihlal ederek dava dışı 3. kişiye ait araca çarparak hasarlanmasına sebebiyet vermiştir. Olaya karışan karşı aracın sürücüsününde olay anında 0.85 promil alkollü olduğu tesbit edilmiştir. Ancak yukarıda açıklanan ilkelere göre sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir. Mahkemece kusur ve hasar konusunda uzman bilirkişiden alınan rapora göre davalı sürücünün olayda %100 kusurlu olduğu zarar gören araçta 15.764 TL hasar bulunduğu, davacının poliçe limiti ile sınırlı olarak 12.500 TL ödeme yaptığı olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiği kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, kusur ve hasar uzmanı bilirkişinin tibbi bilgi ve inceleme gerektiren ” alkolün kazaya münhasıran etkisi” konusunda uzman olduğu kabul edilemeyeceğinden bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli (yeterli) değildir.
Bu durumda mahkemece İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek aralarında nöroloji ile kusur konusunda uzman bilirkişilerin bulunduğu bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli, yol, hava durumu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilip kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin karşı aracın sürücüsünün kural ihlali bulunup bulunmadığının başka unsurların da etkili olup olmadığının tesbiti hususlarında denetime elverişli ayrıntılı, gerekçeli ve önceki bilirkişi raporunda irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılar lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar … ve …’e geri verilmesine 24.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.