YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10643
KARAR NO : 2012/4818
KARAR TARİHİ : 22.03.2012
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında güvene dayalı yakınlık bulunduğunu, müvekkilinin 1993 yılında davalıya mağaza açtığını ve %50 hisseyle ortak yaptığını, 2000 yılında ortaklığı sona erdirdiklerini, davalının müvekkiline borçlu kaldığını, daha sonra davalının 2004 tarihinde bir şirket kurduğunu ve müvekkilinin bayisi olarak çalıştığını, davalının bayilik ilişkisi çerçevesinde 2008 yılından itibaren müvekkiline verdiği çek bedellerini ödememeye başladığını, müvekkilince sözkonusu çeklere dayalı olarak takip başlatılınca davalının müvekkilini tehdit etmeye başladığını ve elinde 4.800.000 USD.’lik davacı tarafından verilmiş senet bulunduğunu söylediğini, müvekkilinin davalıya böyle bir borcunun olmadığını, senet de imzalamadığını, böyle bir senedin sahte olduğunu ya da imzanın başka bir yerden taşındığını ya da imzanın kötüye kullanıldığını, tüm bu hususların araştırılmasını istediklerini, davalının bu arada bu sahte senede dayalı olarak takip başlattığını belirterek, senedin sahteliğinin ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, 100.000 TL. manevi ve 10.000 TL. de maddi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takibe konu senetteki imzanın davacının eli ürünü olduğunu, davacının ortaklıkla ilgili beyanlarının dava konusu senedin bu ortaklıktan kaynaklandığının ikrarı mahiyetinde olduğunu, davacının iddialarını senede karşı senetle ispat kuralı doğrultusunda kanıtlaması gerektiğini bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere, Adli Tıp Kurumu ve Jandarma Kriminal Laboratuarı raporlarına göre; dava konusu senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğu, davacının iddiasının senedin sahte olduğu yönünde bulunduğu, senet muhteviyatı borcun bulunmadığı şeklinde bir iddia ve talepte bulunmadığı, esasen tarafların ticari ilişkilerinin devamı sırasında birbirlerinden olan borç ve alacaklarının bu davanın konusu olmadığı, senet kabul edilmediği için hangi borcun dava konusu senetle ilişkilendirileceğinin de söz konusu edilemeyeceği, bu itibarla imza dışında başka bir incelemeye gerek görülmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ihdas sebebi “nakden” kaydını içeren senet nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davalı, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/26942 sayılı hazırlık soruşturması sırasında şüpheli sıfatıyla verdiği 15.06.2009 günlü ifadesinde; “Ben şikayetçi … ile ortak mobilya ticareti yaptım. Daha sonra işimizi ayırdık. Ortaklığımız sırasında ortak yaptığımız işten elde ettiğimiz gelirden kendisi kişisel olarak yaklaşık 4.800.000 USD para kullandı, ortaklığımızı bitirince kullandığı paradan hisseme düşeni istedim. Bana ödeme yapmayınca suça konu bonoyu verdi, bana olan ödemesini 8 yıl içinde bitirecekti. Bana hiç ödeme yapmayınca ben de bonoyu takibe koydum…” demiştir.
Bu durum, senedin ihdas nedeninin talili olup ispat külfeti davalıya geçer, Mahkemece anılan bu husus gözetilmeden ispat külfetinin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.