YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2605
KARAR NO : 2013/4612
KARAR TARİHİ : 18.04.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, zilyedliğe dayanarak yörede 1999 yılında ilk kez yapılan ve 04/12/2003 tarihinde ilân edilen orman kadastrosu sırasında Çivi Köyü Tosunsekisi Mevkiindeki sınırları dava dilekçesinde belirtilen 20 dönüm civarındaki taşınmazın orman sınırı içine alınması işleminin yanlış olduğunu ileri sürerek, bu yere ait sınırlamanın iptalini istemiştir.
Mahkemece, ilk kararda davanın kabulüne, 20/05/2005 tarihli bilirkişi krokisinde (A) harfi ile gösterilen 24613.34 m2’lik taşınmazla ilgili tahdidin iptaline, bu yerin orman sayılmayan yer olduğunun tespitine karar verilmiş, davalılar Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmekle, hüküm Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24/11/2009 gün ve 2009/17186 – 17410 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Kadastro mahkemesi doğru ve düzgün sicil oluşturmakla görevlidir. Dava konusu edilen taşınmazın kadastro sırasında kaç ada, kaç parsel numarası aldığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Ancak, kadastro müdürlüğünün yazısı ile pek çok dava açıldığından orman parseli ile ilgili işlemin kesinleşmediği bildirilmiştir. O halde; yerin kaç ada kaç numaralı orman parseli olarak işlem gördüğü, halen tutanak aslının nerede olduğu sorularak düzenli sicil oluşturulması ve çelişkili kararlar verilmemesi açısından bu orman parselinin tutanak aslı hangi dosyada davalı ise tüm dava dosyaları o dava dosyasında birleştirilmeli, davacının tescil istemi de olduğundan Hazine de davaya dahil edilip husumet yaygınlaştırılmalı, dava orman parselinin bir bölümü ile ilgili olduğundan bu yerin eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarında orman olmasa dahi ancak kişi yararına tespit gününe kadar zilyetlikle kazanma koşullarının oluşması halinde bu davanın dinlenme olanağının bulunduğu düşünülmelidir. Çünkü tesbit gününe göre hak sahibi olmayan kişinin yer orman olmasa dahi bu davayı açmakta hukukî yararı, dolayısıyla aktif dava ehliyeti olmayacağından öncelikle davacıdan varsa tapu, vergi kaydı gibi belgeler ile zilyetlik tanıklarının isimleri sorulmalı, bundan sonra eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; orman kadastrosu kesinleşmediğine göre, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; dayanılan tapu ve vergi kayıtları getirtilip yöntemince uygulanmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanarak bilirkişi anlatımları denetlenmeli; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar gerçek kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yanında, önceki malikler yönünden de tapu ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 03.07.2005 gün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, ancak zilyetlik koşullarının oluşması halinde dava edilen bölümün kişiler adına, kalan bölümün de orman olarak Hazine adına tesciline karar verilmelidir. Zilyetlik koşullarının oluşmadığı belirlendiği takdirde, taşınmazın orman olmadığı saptansa dahi davanın reddi gerektiği düşünülmeli” denilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra Mersin İli ..İlçesi …Köyünde kain fen memuru bilirkişinin 15.08.2011 tarihli rapor ve ekli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 24.613,34 m² yüzölçümündeki taşınmazla ilgili orman sınırlamasının iptali ile davaya konu fen memuru bilirkişinin 15.08.2011 tarihli rapor ve ekli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 24.613,34 m² yüzölçümündeki taşınmazın orman sayılmayan yer olarak tesbitine, davacının tescil istemi yönünden tefrik kararı verildiği ve mahkemenin 2012/1 Esas sayılı dosyasına kaydedilerek görevsizlik kararı verildiği anlaşıldığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, altı aylık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Dosya içeriğinden dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre orman kadastrosunun yapıldığı, çekişmeli yer ve çevresinin orman olarak sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak, uzman orman bilirkişi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşılarak orman sınırları dışına çıkarıldığına ve yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden Orman Yönetimine yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 18/04/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.