YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/633
KARAR NO : 2013/5144
KARAR TARİHİ : 07.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 2005 yılında yapılan arazi kadastro sırasında Dereköy 384 ada 11 parsel sayılı 216503 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tarla ve zeytinlik niteliğiyle davacı Hazine adına tesbit edilmiş, tesbite …’nun 12.06.2007 tarihli dilekçesiyle yaptığı itiraz üzerine, kadastro komisyonunca 19.01.2009 tarihli karar ile taşınmaza Aristidi …’un 40 yılı aşkın zamandan beri zilyet olduğu, taşınmazı 30.08.1987 tarihinde …’na sattığı ve …’nun da 1990 yılında oğlu …’na devrettiği belirtilerek, 384 ada 11 parselin yüzölçümünden 39421 m²’ düşülerek, düşülen bölümün 384 ada 21 parsel sayısı ile zeytinlik vasfı ile … adına, 384 ada 11 parselin ise 63116 m² yüzölçümü ve aynı nitelikle Hazine adına tesbitine karar verilmiş, sonrasında, çekişmeli 384 ada 21 parsel 13.11.2009 tarihinde satış yoluyla davalı gerçek kişiye intikal etmiştir. Davacı Hazine, 19.11.2009 tarihli dilekçesiyle kişiler adına yapılan tesbit ve tescilin yolsuz olduğu iddiasıyla, 384 ada 21 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ve Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, Hazinenin davasının reddine karar verilmiş, hüküm Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 15/05/2012 gün ve 1378-7402 sayılı bozma kararında özetle :”Mahkemece, tapu kütüğündeki tescile dayanarak mülkiyet hakkı kazanan davalının bu hakkının ve iyi niyetinin korunması gerektiği, taşınmazın satış işleminin hukuki sebepten yoksun bulunduğunu gösteren herhangi bir delil ve belge bulunamadığı gerekçeleriyle Hazinenin davasının reddine karar verilmiş ise de, Hazine, … adına tespit ve tescil işleminin yolsuz olduğu iddiasına dayanmaktadır.
Yerel bilirkişiler, taşınmazın ekilip biçildiğine şahit olmadıklarını, taşınmazı daha önce sahiplenen İstirati Karamol ve babasının da sadece hayvan otlatmak için kullandığını, hiçbir zaman ekim dikim yapmadıklarını, 1964-1965 yıllarında İstirati Karamol’un köyü terk ettiği ve taşınmazın o tarihten beri boş bırakıldığını ifade etmişlerdir. Uzman ziraatçı bilirkişi ise, taşınmazın Orman Yönetimi tarafından dikilen 18-19 yaşlarında çam fidan ve ağaçları ile kaplı olduğunu, ayrıca; kendiliğinden büyümüş armut (ahlat) ve yabanî delice ağaçları ve geven bitkisiyle kaplı olduğunu ifade etmiştir.
Yargıtay HGK’nun 19.02.2003 tarih ve 2003/20 – 102 E. – 90 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, Medenî Kanuna göre tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğabilmesi için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tescil işlemi yolsuz tescil niteliğini taşır ve her zaman iptali istenebilir (Yargıtay H.G.K.’nun 30.05.2001 tarih ve 2001/1 – 464 E. – 470 K. sayılı ilâmı).
Çekişmeli taşınmaz tespit tarihinde ve halen orman sayılan yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığı gibi, üzerinde ekonomik amaca uygun zilyetlik bulunmadığı halde, kadastro komisyonunca, taşınmazın … adına yapılan tescilinin, yukarıda değinilen anlamda yolsuz tescil niteliğini taşıdığı açıktır. Bu tür yolsuz kayıtlarda TMK.’nun 1023. ( EMK, 931 – İsviçre MK 974 ) maddesindeki “İyi niyetle edinme” kuralı uygulanamayacağı gibi, eylemli orman olan ve bu güne kadar hiçbir tarımsal faaliyette kullanılmayan taşınmazı bu haliyle ve orman olduğunu görerek ve bilerek satın alan davalının iyi niyetli olduğunun da kabul edilemeyeceği, davalının taşınmazı satın alırken ödediği bedeli kendisine satan kişiden sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri alabileceği gözetilerek Hazine tarafından açılan davanın kabulüne karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede 21.03.1968 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Hükmüne uyulan bozma kararına göre yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri gereğince davalı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 3, 4 ve 5. paragraflarının kaldırılarak, yerine “6099 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A madde gereğince, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.M.U.K.’nun 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 07/05/2013 günü oy birliğiyle karar verildi.