YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4409
KARAR NO : 2011/8841
KARAR TARİHİ : 25.10.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, maluliyet oranının tesbitiyle maluliyet aylığı almaya hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacıya maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
Davacının akıl hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi için bu davayı açmış bulunmasına göre Türk Medeni Kanunun 405. maddesi uyarınca “akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır” ve 413. madde uyarınca da kendisine bir vasi atanır. Vasi vesayeti altındaki kişinin taraf bulunduğu davalarda onu temsil eder. Ancak vasi yalnız vasi tayini kararı ile vesayeti altındaki kişiyi davada temsil edemez vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açıp takip edebilmesi için Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından husumet izni verilmiş olması gerekir. Dava tam ehliyetsiz olan davacı …’ın verdiği vekalete dayalı olarak vekil vasıtasıyla açılmıştır. Davacıya vasi tayin edildiğine ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belge yoktur.
Bu durumda öncelikle mahkemece, davacıya bir vasi tayin ettirmek ve alınacak husumet izniyle davaya devam olunarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken yazılı şekilde dava ehliyeti bulunmayan davacının açtığı davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemenin kabul şekli bakımındanda;Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 53. 5510 sayılı Yasa’nın 25.maddesidir.506 sayılı Yasanın 53.maddesinde çalışma gücünün en az 2/3’ünü yitiren,5510 sayılı Yasanın 25.maddesinde ise çalışma gücünün en az % 60’ını yitiren sigortalının malul sayılacağı bildirilmiştir. 5510 sayılı Yasanın 95.maddesinde ise “Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu giderek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 14.12.1984 tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa’ya tabi ilk sigortalılığının başladığı ve 15.1.1996-14.7.2003 tarihleri arasında 7 yıl 6 ay 16 gün 1479 sayılı Yasaya göre esnaf … sigortalısı olduğu, 14.7.2003 tarihli maluliyet aylığı tahsis talebinin Kurumca sigortalılık başlangıcı öncesinde de hastalığı olduğundan reddedildiği, Gümüşsuyu Askeri Hastanesinin 15.3.1983 tarih ve 83 sayılı raporunda “B/17 F 1Askerliğe Elverişli Değildir” hafif derecede delilik, Şişli Etfal Hastanesinin 13.10.2003 tarih ve 2618 sayılı Sağlık Kurulu raporunda “şizofreni tespit edilmiştir, tedavi ile çalışma olanağı vermeyen tip, çalışma gücü kaybı % 80”,İstanbul Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin Psikiyatri Özel Dal 5.2.2004 tarih ve 32 sayılı Sağlık Kurulu raporunda “mental retardasyon + başka türlü adlandırılamayan psikotik bozukluk teşhisiyle hastanın tedavi ile revizyona girebileceği başkasının bakımına muhtaç olduğu” Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 21.8.2009 tarih ve 7702 sayılı muayeneli raporunda “hafif ile orta derece sınırında zeka geriliği saptanarak, muayene tarihindeki yaşına göre % 32 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı zeka geriliğinin doğuştan geldiği halihazırda ve sigortalı olduğu çalışmaya başladığı 14.12.1984 tarihinde de beden çalışma gücünün en az 2/3 ünü kaybetmediği”nin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Malullük halinin tesbitinde, 5510 sayılı Yasa’nın 95. maddesinin öngördüğü prosedüre uyulması gerektiği ortadadır. Oysa, mahkemece, hastalığın ve arızanın oluş tarihi ile hastalığı belirleyen rapor yönünden açıklanan doğrultuda işlem yapılmadığı raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, davacıya bir vasi tayin ettirmek ve alınacak husumet izniyle davaya devam olunarak 5510 sayılı Yasa’nın 95 maddesinde öngörülen prosedür uyarınca Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınarak davacının halihazırda ve ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı 14.12.1984 tarihinde beden çalışma gücünün en az 2/3’ünü veya % 60’şını kaybedip-kaybetmediği konusunda rapor alıp 5510 sayılı Yasanın 25.maddesinin 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiği de gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.