Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/8239 E. 2010/11171 K. 27.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8239
KARAR NO : 2010/11171
KARAR TARİHİ : 27.09.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.03.2008 tarihinde verilen dilekçe ile … Köyü, Kısıklı mevkii 380 nolu kadastro parselinin doğusunda kalan taşınmazın davalılar tarafından sahiplenilerek işgal edildiğini, elatmalarının önlenmesi ile 3402 Sayılı Yasanın 18. maddesi gereğince hazine adına tapuya tescilinin istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, krokide (B)=3544.18 m2’lik kısmın Hazine adına tapuya tesciline, elatmanın önlenmesi isteminin reddine, krokide (A) harfi ile gösterilen bölüme yönelik davanın reddine dair verilen 05.11.2009 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına göre, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede genel arazi kadastrosunun 1988 yılında 766 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapıldığı ve 27.02.1988 tarihinde kesinleştiği; 766 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan genel arazi kadastro çalışmalarından önce 288 sayılı genelge gereğince orman alanları tespit edildiği ve genel arazi kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazın da içinde bulunduğu alanın 228 sayılı genelge gereğince orman alanı olarak tespit edilmesi nedeniyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Orman kadastrosu ise 12.05.2005 – 12.11.2005 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Bu durumda tapulama tespitinin yapıldığı tarihte paftasında orman alanında kaldığı için tespit harici bırakılan bir yerin orman kadastrosu yapılıncaya kadar orman olarak kabulü gerekir. Ancak, orman sınırlandırılmasının kesinleşmesi ile orman sınır hattının dışında kalan yerler yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edildiği taktirde kazanılabilir. (H.G.K.’nun 24.10.2001 tarih, 2001/8-964, 2001/751 EK. ve 12.05.2004 tarih 2004/8-242, 2004/292 K.)
Öte yandan dosya arasında bulunan 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 1999/742-594 sayılı dosyasının keşfi sonucu düzenlenen 10.5.2002 tarihli fen bilirkişi krokisinde dava konusu taşınmazın sadece 3000 m2’lik kısmının kullanıldığı anlaşılmakta olup, suç tarihi olan 09.06.1999 tarihinden itibaren de 20 yıllık zilyetlik süresi geçmemiştir. Kaldı ki, taşınmazın suça konu kısmı tapu kaydı kapsamında kaldığı düşüncesiyle kullanıldığı için, suç kastı oluşmadığından beraatine karar verilmiştir.
Davalılar Ağustos 1943 tarih 24 nolu tapu kaydına dayanmışlar ve taşınmazın bu kaydın kapsamında kaldığını iddia etmişlerse de, dayanılan kayıt değişebilir sınırlı kayıtlardan olup, miktarından fazla olarak 380 ve 381 parsellere revizyon görmüştür.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün davalıların dayandığı tapu kaydının miktarı ile geçerli kapsamı içinde kalmadığı gibi kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanma süresi de dolmadığından bu bölüm hakkında da davanın kabulü ile elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 27/09/2010 günü oybirliği ile karar verildi.