Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/6498 E. 2012/14574 K. 17.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6498
KARAR NO : 2012/14574
KARAR TARİHİ : 17.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 08.03.2002 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyünde bulunan 8000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın genel kadastroda tapulama dışı bırakıldığını, tapuda kayıtlı olmadığını, imar, ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek, Medenî Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın KABULÜNE, harita mühendisi bilirkişi … tarafından düzenlenen 02.05.2005 tarihli rapor ve krokide (B)=3138 m² bölümün davacı adına tapuya tesciline ilişkin verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle Dairenin 14.05.2009 gün 2009/2285 – 8248 sayılı kararı ile “…20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Yasasının 14. maddesinde … diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli … fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli … fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift … fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi…” gereğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, 30.04.2010 tarih 2004/1-1 sayılı YİBBK gereğince, maki alanlarının zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığından ve uzman bilirkişilerce taşınmazın makiye ayrılan sahada kaldığı tesbit edildiğinden davacı ve katılanların davasının REDDİNE, … bilirkişi Alperen Peker’in raporuna ekli krokide (B)=3138 m² olarak gösterilen bölümün Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, genel kadastroda tapulama dışı bırakılan ve tapusuz olan taşınmazın, Medenî Yasanın 713. maddesi hükmüne göre tapuya tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit ve dava tarihinden önce 3116 sayılı Yasaya göre 1946 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 22.11.1974 tarihinde 6831 sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması, yine 14.10.1985 tarihinde 6831 sayılı Yasaya göre yapılıp 22.05.1986 – 22.05.1987 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşen sınırlaması yapılan ormanlarda aplikasyon ve 2896 sayılı Yasaya ile değişik 2/B madde uygulaması, sınırlaması yapılmayan ormanlarda orman kadastrosu ve 2/B uygulaması ile 13.04.1992 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve ve 3302 sayılı Yasaya ile değişik 2/B uygulaması bulunmaktadır.
Genel arazi kadastrosu işlemi ise, 07.06.1963 tarihinde yapılmış, çekişmeli taşınmaz bu işlemde taşlık niteliğinde olduğu paftasına yazılmak suretiyle tapulama dışı bırakılmış, genel kadastronun sonuçları 17.11.1978 – 18.12.1978 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiş, kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir. Genel arazi kadastrosunda çekişmeli yer, paftasında taşlık niteliğiyle tapulama harici olarak bırakılmıştır.
Mahkemece, bozma kararı gereğince araştırma yapıldıktan sonra, çekişmeli taşınmazın makiye ayrılan sahada kaldığından 30.04.2010 tarih 2004/1-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. gereğince zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür.
Şöyle ki; davacı, Türk Medenî Yasanın 713. maddesine dayanarak tapulama çalışmalarında tescil harici bırakılan taşınmazın imar ve ihyaya dayalı olarak tescilini talep etmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra eski tarihli memleket haritası, orman kadastrosu ve 2/B haritalarının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, 1952 yılında makiye ayrılan yerlerde 4753 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan tevzii işleminde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin tevzii paftasında taşlık ve çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, toprak tevzi çalışmasında dağıtılan parsellere sadece parsel sayısı verilmek suretiyle yapılıp 1978 yılında ilân edilerek kesinleşen genel kadastroda yine taşlık niteliğiyle tapulama dışı bırakıldığı, 1963 yılı memleket haritasında etrafı çitle çevrili açık, 1989 yılı memleket haritasında bir kısmının meyve bahçesi rumuzlu alanda, bir kısmının etrafı çitle çevrili açık alanda kaldığı, eğiminin %1-2 olduğu, üzerinde dikme suretiyle yetiştirilen kök yaşı 40-45, aşı yaşı 35-40 olan kapama zeytin bahçesi niteliğinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidi dışında bırakıldığı, öncesinin orman olmadığı ve 1952 yılında makiye tefrik edilen alanda kaldığı belirlendiğine göre, davanın özelliği nedeniyle maki tesbit komisyonlarının yaptıkları işlemlerin niteliğinin belirlenmesinin zorunlu olduğu, 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 sayılı Yasayla değişik 3116 sayılı Yasanın 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tesbit komisyonlarının yasal ve yaptıkları işlemlerinde geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin kabul edildiği, gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilâmları yasal değerlerini yitirirler. Makiye ayrılan yerlerle özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği (HGK 27.02.2002/1-19 E.-97 K.). İçtihadı Birleştirme Kararı ile maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edildiği ve İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, tahdidin kesinleşmesiyle orman olarak tapuya kayıt edilecek taşınmazın, makiye ayrılmakla tapusuz hale dönüşmeyeceğinin vurgulandığı, 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ise, 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tesbit niteliği taşıdığının, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığının, 27/01/2009 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasasına eklenen ek 10. madde hükmünün maki tesbit komisyonlarınca 5653 Sayılı Yasa uyarınca maki olarak tesbit edilen yerlere de uygulanması gerektiğinin ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tesbit tarihinden itibaren imar, ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığının kabul edildiği vurgulanmaktadır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidi dışında bırakıldığı, eğiminin %1/2 olduğu, eski tarihli haritalarda açık ve meyve rumuzlu alanlarda kaldığı, dikme suretiyle yetiştirilen kapama zeytin bahçesi niteliğinde bulunduğu, imar ve ihya işleminin tamamlandığı ve Türk Medenî Yasanın 713. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Yasanın 14 ve 17. maddesinde belirlenen şartların davacı taraf yararına oluştuğu, çekişmeli taşınmazın orman tahdidi dışında kalmakla 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı ve 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları ile belirlenen ve zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmayan alanlar kapsamında kalmadığından davacı gerçek kişinin davasının kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek davanın reddine karar verilmesi usûl ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 17/12/2012 günü oy birliği ile karar verildi.