Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/2990 E. 2010/5974 K. 06.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2990
KARAR NO : 2010/5974
KARAR TARİHİ : 06.05.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 19.10.2007 gün ve 2007/7633-12570 sayılı bozma kararında özetle “Hazine 22.11.2004 havale tarihli cevap dilekçesinde, çekişmeli taşınmazların eğimlerinin yüksek olduğu, orman olma ihtimallerine binaen orman araştırması yapılmasını istediği halde mahkemece orman araştırması yapılmadığı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yeterince araştırılmadığı, davacılar hakkında senetsiz belgesiz araştırması yapılmadığı, mahkemece eski tarihli memleket haritası, … fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir … elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte … araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmesi, 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanması, toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresinin incelenmesi, değinilen belgelerin uygulanması ve çekişmeli taşınmazların konumunu … parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınması, devletin hüküm ve tasarrufu altında öncesi ve halen orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde davacı gerçek kişinin bu yeri Hazineye karşı 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri gereğince imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanıldığını kanıtlaması gerekeceğinden, bu kez taşınmazların bulunduğu yere ilişkin olarak 1980’li yıllara ilişkin 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik … fotoğrafları ile aynı yıllara ilişkin fotogonometri yöntemiyle düzenlenmiş harita bulundukları yerlerden getirtilmesi, ziraat mühendisi, harita mühendisi ve orman mühendisi ile birlikte … fotoğrafları; topoğrafik harita ve çekişmeli taşınmazların koordinatlı krokisi ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanması, stereoskop aletiyle incelenmesi, …, ziraat ve orman bilirkişi tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığının belirlenmesi, dava tarihine kadar geçen zilyetlik süresinin iktisap için yeterli olup olmadığı üzerinde durulması, 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde düzenlenen kısıtlamaların araştırılması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kakarına uyularak yapılan yargılamada 27.07.2009 tarihli celsede davacılar vekili 760 sayılı parsele ilişkin davalarını takipsiz bıraktıklarını, Hazine ise 760 sayılı parselin orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE, 29.04.2009 tarihli … bilirkişi kurulu rapor ve krokisinde gösterilen ve yine 01.04.2005 tarihli … bilirkişi rapor ve krokisinde yüzölçümü 9871,80 m2 olarak gösterilen taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline, aynı krokilerde 8023,84 m2 yüzölçümüyle gösterilen taşınmazın ise zeytinli tarla niteliğiyle … Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.10.2002 ün ve 2002/755-735 sayılı kararında belirtilen oranlarla davacı gerçek kişiler adına tapuya tesciline, davacı gerçek kişilerin diğer istemlerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler tarafından 760 parsele ve Hazine tarafından da 740 sayılı parsele ilişkin olarak temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki Açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1952 yılında yapılmış ve 07/02/1953 – 07/03/1953 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Anılan çalışmada çekişmeli taşınmazlar tespit harici bırakılmıştır. Daha sonra tespit harici kalan taşınmazlar hakkında 1988 yılında yapılan ek arazi kadastrosunda, çekişmeli taşınmazlar için 581, 611, 659, 638, 740 ve 760 parsel sayısıyla, 1960 ve 1961 yılından itibaren … … tarafından imar ihya edilip tarım alanı olarak kullanıldığı, 740 sayılı parsele 1959 tarih 3, 760 sayılı parsele de 1959 tarih 31 yazım numaralı vergi kayıtları uygulanarak, … … adına kadastro tesbit tutanağı düzenlenmişse de, Hazinenin açtığı davanın kabulüyle, yapılan tesbitlerin 3402 Sayılı Yasanın 22/1 maddesi uyarınca ikinci kadastro sayıldığından bütün sonuçlarıyla birlikte hükümsüz sayılmasına ilişkin … Kadastro Mahkemesinin 538 parsel için 10.10.1991 gün ve 1991/119-160; 611 parsel için 10.10.1991 gün ve 1991/131-172; 638 sayılı parsel için 10.10.1991 gün ve 1991/146-187; 659 sayılı parsel için 10.10.1991 gün ve 1991/159-200; 740 parsel için 10.10.1991 gün ve 1991/194-235, 760 sayılı parsel için 17.03.1992 gün ve 1992/46-51 sayılı kararları 22.09.1992 tarihinde kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
1) İncelenen dosya kapsamına kararın dayandığı gerekçeye ve eski tarihli memleket haritası, … fotoğrafı ve … tarihli memleket haritası ile amenajman planını uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla … bilirkişi krokisinde gösterilen 1987 yılı kadastrosunda 760 parsel sayısı ile tesbit tutanağı düzenlenip, kadastrosu mahkemesinin kesinleşen kararı ile ikinci kadastro olduğu gerekçesiyle tutanağı iptal edilen 9871,80 m2 yüzölçümündeki eğimi % 2 olarak ölçülen taşınmazın öncesi itibariyle çalılık olduğu, 6831 Sayılı Yasanın 1/J maddesi gereğince orman sayılan yerlerden olduğu, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gözetilerek, davacı gerçek kişilerin bu bölüme ilişkin davalarının reddine, Hazinenin tescil isteminin ise kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davacı gerçek kişilerin tüm temyiz itirazlarının reddiyle bu bölüme ilişkin hükmün onanması gerekmiştir.
2) Davalı Hazinenin … bilirkişi raporunda gösterilen 8023,84 m2 yüzölçümündeki taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarına gelince; bu taşınmazın 1953 yılında yapılan genel kadastroda tapulama dışı bırakıldığı, 1988 yılında yapılan kadastroda, … … tarafından 1957 yılında imar ihya edilip tarla haline getirildiği ve o tarihten sonra zilyet edildiğinden söz edilerek, … … adına.1988 yılında tesbit edildiği, 29.04.1988 ila 30.05.1988 tarihlerinde askıya çıkarıldığı, Hazine tarafından açılan davanın kabulü ile 3402 Sayılı Yasanın 22/Son maddesi gereğince ikinci kadastro sayıldığından yapılan tesbitin bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına ilişkin Kadastro Mahkemesi kararlarının 05.01.1993 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın 06.01.1988 tarihinde Hazine adına yapılan kadastro tesbiti ve Hazinenin savı kabul edilerek, kesinleşmiş kadastro mahkemesi kararı ile taşınmazın tapulama harici bırakılması nedeniyle, zilyetliğin nizasız ve fasılasız olduğundan söz edilemeyeceği, mahkeme kararının kesinleştiği 1993 yılından dava tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolmadığı,
Diğer taraftan; çekişmeli taşınmazın 1953 yılında tapulama harici bırakılmışsa da, hangi nitelikte tapulama dışı bırakıldığı usulünce saptanmamışsa da;
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın yürürlüğe girdiği tarihe kadar
sürdürüldüğü, 3402 Sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla, bu taşınmazın etrafında bulunan arazi bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, yörede dava tarihine kadar henüz orman kadastrosunun yapılmadığı, çekişmeli taşınmazın orman alanları ve toplu tarım alanlarına göre konumu, orman ile arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, taşların temizlenip önceden tarla olarak kullanıldığı, sonrada zeytin ağacı dikildiği üzerinde 2-3 yaşında zeytinlik tesisi edildiği ifade edilmişse de, bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, 1956 tarihli memleket haritasında çalılık sembollü yeşil alanda işaretlenmesi nedeniyle, taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı, 6831 Sayılı Orman Yasası’nın 1. maddesinin “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün olmadığı(Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2002 gün ve 2002/8-183-18712.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 Sayılı kararları aynı yöndedir.), gözetilerek Hazinenin davasının kabulün ve gerçek kişinin isteminin reddine, çekişmeli taşınmazın orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle … biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişilerin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, 29.04.2009 tarihli … bilirkişi kurulu rapor ve krokisinde gösterilen ve yine 01.04.2005 tarihli … bilirkişi rapor ve krokisinde yüzölçümü 9871,80 m2 olarak gösterilen taşınmaza ilişkin hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
2) Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile 29.04.2009 tarihli … bilirkişi kurulu rapor ve krokisinde gösterilen ve yine 01.04.2005 tarihli … bilirkişi rapor ve krokisinde yüzölçümü 8023,84 m2 olarak gösterilen taşınmaza ilişkin hükmün BOZULMASINA, bozma nedeni göre Hazinenin diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 06/05/2010 günü oybirliği ile karar verildi.