Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/11716 E. 2010/8880 K. 23.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11716
KARAR NO : 2010/8880
KARAR TARİHİ : 23.09.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, 29.4.1991-16.6.1999 tarihleri arasında esnaf … sigortalısı olduğunun ve 1.4.2009 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanmasının gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı, 29.04.1991-16.06.1999 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu … sigortalısı olduğunun ve 01.04.2009 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece Yasa’nın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa ise, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Anılan madde, 24.08.2000 tarihli ve 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmişse de, daha sonra söz konusu Kanun Hükmünde Kararname, Anayasa Mahkemesi’nin 26.10.2000 tarihli ve E: 2000/61, K: 2000/34 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 24.07.2003 tarih ve 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, bağımsız çalışanların … sigortalısı sayılabilmeleri için, gelir vergisi mükellefi olmaları ile gelir vergisinden muaf olanlardan esnaf ve sanatkar sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olmaları koşulu öngörülmüştür.
Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden,28.12.1983 tarihinde Kuruma verilen giriş bildirgesine istinaden, 20.04.1982 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, bilahare Kurum tarafından 29.04.1991-16.06.1999 tarihleri arasında vergi, meslek odası ve esnaf sicil kaydı olmaması nedeniyle 29.04.1991-16.06.1999 tarihleri arasındaki … sigortalılığını iptal ettiği anlaşılmaktadır.
Davacının 21.08.1981-29.04.1991; 16.06.1999-18.11.2001 tarihleri arasında ve 20.04.2004 tarihinden itibaren devam eden vergi kaydı ile 25.06.1999 ve 07.07.1999 tarihlerinden itibaren devam eden esnaf odası ve esnaf ve sanatkar sicil kaydı bulunmaktadır. Bu durumda, davacının uyuşmazlık konusu dönemde vergi kaydı, esnaf ve sanatkar sicili kaydı veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı bulunmamaktadır. Dosya içerisindeki 09.04.2009 tarihli prim ekstresinden ve diğer belgelerden davacının, 10.09.1985, 30.09.1985, 11.11.1985, 19.12.1985, 31.01.1992, 15.04.1992, tarihlerinde prim ödemesinde bulunduğu ve ayrıca 5458 ve 5510 sayılı Yasalardaki yapılandırma hükümlerinden yararlanarak 31.07.2008, 22.08.2008, 12.09.2008, 25.12.2008, 10.03.2009, 13.03.2009 tarihlerinde yaptığı ödemelerle tahsis talep tarihine kadar olan tüm prim borçlarını yatırdığı anlaşılmıştır.
Davalı Kurumun geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmesi ve uzun süre bu primleri kullanması ve daha sonra davacının sigortalılığını iptal etmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (…’un) bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri uzun yıllar önce tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758 sayılı; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı; 26.11.2008 gün ve E:2008/21-693, K:2008/713 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Yapılacak iş, davacının 1992 yılında ödediği primlerin 29.04.1991- 15.04.1992 tarihleri arasındaki dönemin (ne kadarına ilişkin olarak) geçmişe yönelik tahsil edilip edilmediği araştırılarak bu primler uzun yıllar kullanılmış ise, davacıya sosyal güvenlik yönünden ümit verildikten sonra, anılan dönemdeki sigortalılığın iptal edilmesi Medeni Kanunun 2.maddesinde öngörülen genel iyiniyet kuralı ile bağdaşmayacağı ve kazanılmış hakları ortadan kaldırmak anlamına geleceği için, davacının bu dönemde de zorunlu … sigortalısı sayılması ve tahsis şartlarının buna göre değerlendirilmesi gerekir. Ancak 2008 ve 2009 yıllarında tahsil edilen primlerin ilişkin olduğu sigortalılık süresinin hataya dayalı Kurum işlemi ile primlerinin 5510 sayılı Yasa kapsamında yapılandırılarak tahsil edilmesi prim tahsili 2008 ve 2009 yılında gerçekleştirildiğinden , bu primlerin ilişkin olduğu dönem yönünden Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve Medeni Kanunun 2. maddesinin uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak uzun süreli prim kullanımından söz edilemeyeceğinden davacıya hak bahşetmeyecektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.9.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.