YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10558
KARAR NO : 2010/7661
KARAR TARİHİ : 29.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 15 yıllık sigortalılık süresini doldurduğundan ve 3601 gün prim ödemesi bulunduğundan 1.10.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, 3201 sayılı Yasa gereğince yurt dışında geçen çalışmalarını borçlanan davacının sigorta başlangıcının Almanya’da çalışmaya başladığı 06.10.1969 tarihi olduğunun ve 15.09.2008 tahsis talep tarihine göre 01.10.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının Alman Rant Sigortasına giriş tarihi olan 06.10.1969 tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak kabulü ile 01.10.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiş ve bu karar süresinde Kurum vekilince temyiz edilmiştir.
Davacının sigorta başlangıcının 06.10.1969 olarak kabulü doğrudur. Yaşlılık aylığına gelince: davacının 01.10.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine dair verilen karar hatalı olmuştur.
Davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 06.10.1969 olduğu ve tahsis talep tarihi olan 15.09.2008 tarihi itibari ile 06.10.1969-15.11.1976 tarihleri arasında 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 2559 gün çalışmasını borçlanmak için 24.10.2007 tarihinde Kuruma başvurduğu ve 2559 güne karşılık gelen borçlanma bedelini ödediği, 15 yılı aşkın sigortalılık süresinin ve 3600 günü aşan pirim ödemesinin bulunduğu konusunda ihtilaf yoktur. Uyuşmazlık, davacının yaşlılık aylığı şartlarının yurt dışı borçlanmasını yaptığı tarih olan 24.10.2007 tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa’nın 60/A-b maddesi uyarınca mı, yoksa 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 81. madde hükümlerine göre mi belirleneceği noktasında toplanmaktadır.
506 sayılı Yasa’nın geçici 81. maddesi A bendinde, bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önceki yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanacağını kabul etmiş ve aynı maddenin devamındaki bentlerde de kademeli olarak yaşlılık aylığı koşulları sıralanmıştır.
Yurt dışı hizmet borçlanmasının yapıldığı 24.10.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 60/A-b maddesi ile ise sigortalının yaşlılık aylığından yararlanabilmesi için kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün prim ödemesi gerektiğini kabul etmiştir.
Somut olayda davacı, 3201 sayılı Yasa kapsamında Almanya’da geçen 06.10.1969–15.11.1976 tarihleri arasındaki 2559 gün çalışmasına karşılık gelen 8957,00 Doları Kuruma 23.11.2007 tarihinde ödemiştir. 4447 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 81. maddesinin yürürlüğe girdiği 08.09.1999 tarihinde Türkiye’de Sosyal Sigortalar Kapsamında sigortalı olarak çalışması bulunmadığı gibi 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılmış bir borçlanma da bulunmamaktadır. Bu durumda, davacının yaşlılık aylığı bağlanma koşullarının 3201 sayılı Yasa kapsamında Kuruma borçlanmanın yapıldığı 23.11.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 60/A-b maddesine göre değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 gün ve E:2009/21-309, K:2009/322 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.