YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/662
KARAR NO : 2011/761
KARAR TARİHİ : 07.02.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 2/3 oranında malul olduğunun tespiti ile maluliyet aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 2/3 oranında malul olduğunun tespiti ile hakkettiği tarihten itibaren maluliyet aylığı bağlanarak birikmiş aylıkların yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 28.9.1998-31.10.2001 ve 1.1.2002 ile dava tarihi olan 27.5.2002 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğu, 2004 yılında davalı Kuruma başvurarak malul olduğunu bildirdiği davalı Kurumca Sağlık Bakanlığı Diyarbakır Devlet Hastanesinden alınan 22.7.2004 tarihli Sağlık Kurulu raporu değerlendirilerek davacının 2/3 oranında malul olmadığına karar verildiği ve davacı tarafından bu davanın açılması üzerine mahkemece YSK Başkanlığından alınan 18.7.2007 tarihli raporda davacının çalışma gücünü 2/3’ünü kaybetmiş olduğuna, kontrol muayenesinin gerekmediğine, maluliyet başlangıç tarihinin TC Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Araştırma Hastanesinin 19.4.2007 rapor tarihi olduğuna karar verilmiş, davalı Kurumun bu rapora itiraz etmesi üzerine mahkemece ATK3. İhtisas Dairesinden alınan 11.3.2009 tarihli raporda davacının çalışma gücünü 2/3 oranında kaybetmediğinin bildirilmesi üzerine davanın reddine karar verilmiştir.
Bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi, yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır.
Konunun yasal dayanağını oluşturan 1479 Sayılı Kanunun “Malullük” başlıklı 28. maddesinde; sigortalının malul sayılabilmesi için çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiğinin tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş, 29.maddesinde ise malullük aylığından yararlanma şartları sayılmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 25.maddesinde de “malul sayılma” başlığı altında; “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60’ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
506 sayılı Kanunun 109. maddesinde; sigortalının sürekli işgöremezlik, malullük ve erken yaşlanma hallerinin saptanmasında, Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, Kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilmesi halinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Yasa koyucu bu madde ile ilgililerin durumlarının tespitinde Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağını, raporları yeterli görülmeyen ilgililerin Kurumca yeniden muayene ettirilebileceği, raporlar üzerine Kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilirse, durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı ve kurumun yaptıracağı incelemelerin kendi açısından Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı ile sona ereceğini hükme bağlamıştır.
4496 Sayılı Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğünün 1.maddesinde; sigortalıların hangi hallerde çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş ve hangi hallerde başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda sayılacakları, 43.maddesinde; sigortalıların malullük hallerinin tespitine ilişkin raporlar üzerine Kurumca verilecek kararlara karşı ilgililerin itirazlarını inceleme görevinin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna ait olduğu, 56.maddesinde; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararlarının Kurumu bağlayacağı ifade edilmektedir.
Her ne kadar 109.maddede, ilgilinin öncelikle Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna başvurması gerektiği belirtilmiş ise de, ilgilinin bu kurula başvurmadan uyuşmazlığı doğrudan mahkemeye götürme veya görülmekte olan davada malullük ile ilgili karara itiraz etme hakkına sahip olduğu yerleşik Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Bu hususun mahkeme önüne gelmesi durumunda; uyuşmazlığın daha kısa sürede ve Anayasa’nın 141/son maddesinde gösterildiği biçimde en az masrafla, 506 sayılı Kanunun 109.maddesinde öngörülen prosedür işletilerek sonuca gidilmelidir.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.4.2002 gün ve 2002/21-257-311 karar sayılı; 16.10.2002 gün ve 2002/21-603-829 karar sayılı; 20.12.2006 gün ve 2006/21-797-820 karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Anılan maddede; malullük durumunun belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu açıklanmıştır. Buna göre; Kurum sağlık tesisleri tarafından düzenlenen raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur. Bu Kurulun kararları Sosyal Sigortalar Kurumunu bağlayıcı ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı yoktur. İlgililerce bu kurulun kararına itiraz edildiği durumda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı veya Tıp Fakültelerinin ilgili kürsü konseylerinden Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde rapor alınmalıdır (28.6.1976 gün ve 1976/4-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı).
Maddenin son fıkrasında geçen “ilgililer” deyimi, sigortalılar ve hak sahibi ile rücu davası açılmışsa işverenleri, Kurum kararından etkilenen başka kimse varsa, hukuki yararları bulunmak kaydıyla onları kapsamaktadır. “Kurum”, “ilgililer” kapsamında olmayıp, ilgililerin lehine verilmiş sağlık kurul raporlarını infaz etmesi ve bu kimselerin haklarını geciktirmeksizin sağlaması Kurumun, Anayasal görevleri arasındadır.
Bu açıklamalardan çıkan sonuç; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararı, Kurum açısından bağlayıcı olmasına karşın, “ilgililer” diye tabir edilen Kurum haricindeki kişi veya kişiler için bağlayıcı değildir. Bu madde emredici nitelikte olduğundan aksi düşünülemez.
Yukarıda açıklanan düzenlemeler ve maddi olgular karşısında; Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden Yüksek Sağlık Kurulunun işlevi, maddede sayılan sigortalılık hallerini saptamak, bu yönde gelişen uyuşmazlıkları kesin olarak karara bağlamaktır.
Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporlarının davalı Kurum yönünden bağlayıcı olduğu, “ilgililer” kavramı içerisine Sosyal Güvenlik Kurumu’nun girmediği dolayısı ile Kurul raporlarına karşı itiraz edemeyeceği, Kurum yönünden bağlayıcı, lehine olması yönünden de ilgilisi (davacı) tarafından itiraz uğramayan Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporuna karşı, malullük halinin bir kez de Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca değerlendirilmesinde yasal gereklilik bulunmamaktadır.
Daha açık ifade ile; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporuna itiraz hakkı bulunan yasanın ifade ettiği şekliyle “ilgililer”den olan davacı sigortalının, lehine olması nedeniyle raporun maluliyet oranına itiraz etmemesine, Adli Tıp Kurumunca davacının itiraz etmediği hususlarda da rapor düzenlenmesi ve bu raporlarla tespit edilen itiraza uğramayan olgular davacı yönünden aleyhe durum yaratılması halinde raporlara bu yönü itibari ile değer verilmesi mümkün değildir. Yani gerekmediği halde Adli Tıp Kurumu’ndan maluliyet oranı ile ilgili rapor alınmış olması davacının aleyhine değerlendirilemeyeceği gibi yasanın açık hükmü karşısında kendisi yönünden maluliyet oranı kesinleşen davalı Kuruma da hak vermez.Yargıtay HGK’nun 17.02.2010 tarihli, 2010/21-60E., 2010/90K. tarihli kararı da bu yöndedir.
Mahkemece YSK’nun 18.7.2007 tarihli raporu esas alınarak, davacının dava açmazdan önce davalı Kuruma maluliyet aylığı bağlanması konusunda talebi bulunup bulunmadığı araştırılarak, talebi yok ise dava dilekçesi ile talepte bulunduğu gözetilerek maluliyet aylığı koşulları tartışılarak çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 7.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.