Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/5694 E. 2013/10989 K. 28.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5694
KARAR NO : 2013/10989
KARAR TARİHİ : 28.05.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine 12/07/2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava, …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerinden 15.3.1985 – 31.12.1995 tarihleri arasında davalı Kuruma bildirilen 1287 gün sigortalı çalışmanın davacıya ait olduğunun tespiti ile, davacının 12.7.2006 tarihli tahsis talebini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalı olarak gösterilen … ‘ın 6.2.2003 tarihinde vefat ettiği, ölen … aleyhine 26.11.2009 tarihinde hizmet tespiti davası açıldığı, ölü şahıs hakkında dava açılamayacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 8.7.1962 doğumlu olan davacının 12.7.2006 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, davacının 4.10.1977 – 31.10.1982, 1.6.1987 – 31.7.1987, 5.10.1992 – 27.6.1992 ve 12.1.1996 – 3.5.2008 tarihleri arasında birden fazla işyerinde ihtilafsız çalışmasının olduğu, 15.3.1985 – 31.12.1995 tarihleri arasında da davalı …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerinden bildirilen, ancak davalı Kurumca davacının yaşlılık aylığı hesabında dikkate alınmayan çalışmaların olduğu, 26.11.2009 tarihli Kurum yazısında; “davacının, 4197 gün primi ödenen gün sayısı olduğu, 5000 gün şartının gerçekleşmediği, …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerindeki çalışmaların davacıya ait olduğunun tespit edilemediği” belirtilerek talebin reddedildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık; aidiyet davalarında işverenin davalı olarak gösterilmesinin zorunlu olup olmadığı ve ölen kişi aleyhinde dava açılması halinde ne şekilde karar verileceğine ilişkindir.
Dava, 6100 sayılı HMK’nın 106. maddesi uyarınca açılan bir tespit davasıdır. Davacı, mahkemeden, bildirilemeyen bir hizmetin tespitini değil, …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerinden, 15.3.1985 – 31.12.1995 tarihleri arasında bildirilen toplam 1287 gün çalışmanın kendisine ait olduğunun tespitini talep etmektedir.
Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına haiz olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip etme yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı ve davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Davanın taraflarından birisi taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapıp karar veremez. Davanın tarafları, o davada gerçekten taraf sıfatına sahip ise, o zaman mahkeme dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapar ve karar verir.
Bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu tamamen maddi hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Mahkemenin husumet yokluğunu resen gözetmesi gerekir.
Öte yandan; HMK’ nın 59. maddesinde; “maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde mecburî dava arkadaşlığı,” 57. maddesinde de; “davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması, ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri ya da davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması halinde de ihtiyarî (isteğe bağlı) dava arkadaşlığı” söz konusu olacağı belirtilmiştir.
Somut olayda; 16873024 sicil numarasının davacıya ait olduğu, bu sicil numarası ile davacı adına …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerinden, 15.3.1985 – 31.12.1995 tarihleri arasında toplam 1287 gün çalışmanın Kuruma bildirildiği, bu çalışmaların hem davacının hem de 3501008371620 sicil numaralı, 1955 doğumlu …’nın SSK Hizmet Cetvelinde görüldüğü, davalı işyerine ait dönem bordrolarında çalışmalarının 16873024 sicil numarası ile bildirildiği görülmüştür.
Dava konusu olan çalışmaların davalı işveren tarafından bildirilmesi ve davalı Kurum kayıtlarında görülmesi karşısında, açılan davanın hizmet tespiti davası olmadığı, Kurum kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin olduğu ortadadır. O halde, bu davada üzerine düşen sorumluluğu yerine getiren işverenin davada davalı taraf olma sıfatı yoktur. Davalı işveren ile davalı Kurum arasında yukarıda belirtilen nitelikte mecburi veya ihtiyarî (isteğe bağlı) dava arkadaşlığı da bulunmamaktadır. Davanın Kuruma yöneltilmesi yeterlidir. İşverenin de davalı olarak gösterilmesi hatalı olmuştur. Ancak bu durum, davanın esasına girip, uyuşmazlık ile ilgili hüküm kurmaya engel bir hal değildir.
Buna göre; Mahkemece davaya devam edilerek, gerekli delillerin toplanarak tartışılması, neticede davalı işveren hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi, …’a ait 133467.35 sicil numaralı işyerinden, 15.3.1985 – 31.12.1995 tarihleri arasında Kuruma bildirilen toplam 1287 gün çalışmanın aidiyeti ve davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekmektedir.
Kabule göre de; HMK’nın 124/4. maddesinde; dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği belirtilmiştir. Davalı işverenin öldüğünün yargılama aşamasında anlaşılması karşısında, davalının yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığını kabul etmek gerekmektedir. Bu durumda; davalı …’ın nüfus kaydı getirtilip, mirasçılarını tespit etmek, davacıya bu kişinin mirasçılarını davaya dahil etmesi için önel vermek, usulüne uygun taraf teşkilini sağlayıp sonucuna göre hüküm kurmak gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 28/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.