Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/14436 E. 2013/9733 K. 14.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/14436
KARAR NO : 2013/9733
KARAR TARİHİ : 14.05.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden … maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, davalılardan … adına açılan davanın reddine, 224.395.83 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar ile davalılardan … İnş. Ltd. Şti, … Yapı Koop. Vekillerince duruşmasız, davalılardan … tarafındanda duruşmalı olarak istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14/05/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılardan Asil …, … İnş. Ltd. Şti, … vekilleri Av. … …, … Yapı Koop. Vekili Avukat … … ile karşı taraf vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Asil ile Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava 26.09.2010 tarihinde iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; Davalılardan …’e yönelik davanın kusuru bulunmadığından reddine, Davacılardan …’nun maddi zararı sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşılandığından maddi tazminat isteminin reddine, diğer davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulü ile hüküm altına alınan tazminatların davalılardan … Petrol……Ltd Şti, SS … Yapı Koop, …’dan tahsiline karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili ile davalılar … Petrol……Ltd Şti, SS … Yapı Koop, … vekillerince temyiz edilmiştir.
Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçinin, davalılardan … Yapı Koop,’ne ait olup …, kalıp ve beton işinin yapımını … Petrol……Ltd Şti’nin üstlendiği bina inşaatında … Petrol……Ltd Şti’de kalıpçı ustası olarak çalışmakta iken, inşaatın 11. Katında kurulu bulunan gırgır vincin yerinin değiştirilmesi için ayaklarını kestiğinde, halatı toplanmayan vincin halatın ağırlığı ile … sürüklenmesi sırasında vincin ayaklarına takılarak vinçle birlikte 11. Kattan zemine düşerek öldüğü dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 73.maddesinin açık buyruğudur.
Hükme esas alınan 02.11.2011 tarihli bilirkişi raporunda, asıl işveren kooperatife % 25, alt işveren şirkete % 40, şantiye şefi …’a % 5 ve kazalıya % 30 oranında kusur verilmiş, davalı …’in işveren vekili olduğu anlaşılmakta ise de kusurlu olduğuna ilişkin hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının bulunmadığından, işveren kusurunun tartışılması nedeniyle kusurunun bulunmadığı, bildirilmiştir.
Olayla ilgili olarak ceza yargılaması sırasında hazırlık aşamasında düzenlenen kusur bilirkişi raporunda Sanıklar … ve … … ile kazalı aslı kusurlu bulunmuş, yargılama sırasında düzenlenen 19.12.2011 tarihli kusur bilirkişi raporunda ise sanıklar … ve … … aslı kazalı ise tali kusurlu bulunmuştur. Ceza davasının sonuçlanıp sonuçlanmadığı sonuçlanmış ise kesinleşip kesinleşmediği dosyada belli değildir.
BK’nun 53.maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulanmasına göre, hukuk hakimi: kusur ve derecesinin belirlenmesi bakımından ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile ilke olarak bağlı değilse de ceza mahkemesinden verilen sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararına bu yönleri ile bağlı olduğu açıktır. 6098 sayılı TBK’nun 74. Maddesindeki düzenleme de aynı doğrultudadır. Bu durumda ceza davasında sanık olarak yargılanmakta olan …’in mahkûm olması ve bu mahkûmiyetin kesinleşmesi durumunda, hukuk davasında da bu davalıya bir miktar kusur verilmesi gerektiği ortadadır. Hal böyle olunca da ceza davasının sonuçlanması beklenilmeksizin …’e kusur vermeyen kusur bilirkişi raporunun hükme esas alınmak suretiyle adı geçen davalıya yönelik davanın reddi isabetsiz olmuştur.
Manevi tazminat gelince: Hükme esas alınan kusur bilirkişi raporundaki kusur dağılımı esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre davacılardan … yararına manevi tazminatın takdirinde hata yapıldığı ve manevi tazminatın çok fazla verildiği görülmektedir.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim: ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı … yararına hüküm altına alınan 70.000,00-TL manevi tazminatın çok fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Maddi tazminatın hesaplanması sırasında davacı eşin yaşı ve çocuk sayısı dikkate alınarak ilerde evlenmesi ihtimali bulunmakta ise bir miktar indirim yapılması gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda 17.08.1982 doğumlu …’nun olay tarihinde 28 hesap tarihinde ise 30 yaşında bulunduğu ve 18 yaş altında bir çocuğunun bulunduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca eşin tazminatından hesap tarihindeki yaşı ve çocuk sayısına göre bir miktar indirim yapılmak gerekirken, çocuklardan birinin sigortalının boşandığı eşinden olduğu ve evlenme şansının değerlendirilmesinde dikkate alınmayacağını göz ardı eden ve davacının yaşını yanlış hesaplayan bilirkişi görüşüne değer verilerek, davacı eşin maddi tazminatındın evlenme şansı nedeniyle indirim yapılmaması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece hüküm altına alınan tazminatların davalılardan müteselsil sorumluluk esasına göre tahsili gerektiğinin göz ardı edilmesi de hatalıdır. Uyuşmazlık davacıların, dava açarken müteselsil sorumluluğa dayanıp dayanmadıkları noktasında toplanmaktadır. Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 50. maddesi, ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 51. maddesi uyarınca (TBK’nun 61. Maddesi) ve aynı Yasanın 142. (TBK’nun 163.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı Yasanın 141. (TBK 163) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re’sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü, hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HUMK’nun 74. (HMK 26) maddesi buna engeldir.
Ana kural bu olmakla ve davacının dava dilekçesinde müteselsilen sözcüğünü kullanmak suretiyle tahsil isteği bulunmamakla beraber; dava dilekçesindeki sözlerden ve ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, davacının dolaylı bir biçimde müteselsilen bir ödetme isteği bulunduğu anlaşıldığı takdirde, yukarıda belirtilen kuralın uygulanmasında yasal bir sakınca yoktur. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır. (Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E–1996/342K, 1996/21-104E-1996341K, sayılı kararları) Kuşku yoktur ki, yapılacak yorumlarda … hüküm BK. nun 18. maddesidir. Bu genel yorum kuralı, dava sırasındaki bir beyanın, ya da dava ve cevap dilekçeleri ile tarafların yine dava sırasındaki yazılı bildirimlerinin yorumunda da uygulanır. Çünkü gerek dava dilekçeleri, gerekse tarafların dava sırasındaki sözlü ve yazılı diğer bildirimleri, kural olarak, birer hukuksal işlemdir ve her hukuk işlemi gibi BK. nun 18 (TBK’nun 19) ve MK. nun 2. maddeleri gereğince bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, afakî iyi niyet kurallarınca kullanılan sözlerden veya yazılardan ne gibi bir anlam çıkarılması gerektiği belli edilerek yorumlanmalı ve bu yorum sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Temyiz incelemesine konu olan bu davada, davacılar tarafından düzenlenen 14.02.2011 günlü dava dilekçesinde, gerçekten açık bir şekilde müteselsilen sözcüğü kullanılmak suretiyle tahsil isteği mevcut değildir. Ne var ki, dava dilekçesinin tavzihine ilişkin 20b05b2011 tarihli dilekçesinde müteselsil sorumluluğa dayandığını açıkça belirttiği gibi, dava dilekçesinde iş kazasında ölen miras bırakanın olayda hiçbir kusuru bulunmadığını açıkça vurgulamış ve üstelik davalılara belli oranda bir kusur atfetmek suretiyle iddiasını da sınırlamamış ve sonuçta (fazlaya ait talep haklarını saklı tutmak suretiyle) zararının tümünü davalılardan istemiştir artık burada, davacıların davalılardan gerçekleşecek kusur oranında bir talepte bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Davacıların kendilerinin tamamen kusursuz olduğundan söz ederek zararlı sonucu meydana getiren müteselsil borçlular aleyhine açtığı bir davada zararının tümünü talep etmesi, örtülü olarak değil, aksine mülga BK. nun 142. maddesinde öngörülen teselsül kuralına açık bir şekilde dayandığının belirgin bir kanıtıdır; bu gibi durumlarda, müteselsilen sözcüğünün dava dilekçesinde kullanılmamış olması sonuca etkili değildir. Bu duruma göre de davada teselsül kuralına dayanıldığı gözetilerek, gerçekleşen zararın istek doğrultusunda müteselsilen tahsiline karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Davanın kısmen reddi nedeniyle vekille temsil edilen davalılar yararına reddolunan bölüm üzerinden avukatlık ücreti verilmesi gerekmekte ise de davalılardan …’ın vekili yoktur. Hal böyle olunca da anılan davalı yararına ret vekalet ücretine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sair temyiz itirazlarının ilerde incelenmesine, davacılar ile davalılardan … İnş. Ltd. Şti, … Yapı Koop. yararına takdir edilen 990.00TL. duruşma Avukatlık parasının karşılıklı olarak birbirlerine yükletilmesine,temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 14.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.