YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14143
KARAR NO : 2010/13192
KARAR TARİHİ : 27.12.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan … Ltd.Şti. ve … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacı … , …, …, …’ın tüm davacı anne …’ın 3. ve 4. davalılardan … ile … Ltd Şti’nin 2. bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacı anne Feride Karataşın karşılanmayan maddi zararından %35 hakkaniyet indirimi yapılarak kısmen kabulü ile diğer davacıların maddi tazminat istemlerinin tümden reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar murisinin işvereni olan …’ın üstlendiği diğer davalı şirketin hafriyat işinde şoför olarak çalıştığı sırada 4.3.2004 günü kullandığı kamyonun fabrika sahasında hammaddeyi boşaltmak için manevra yaparken yaklaşık 30 metre yükseklikten aşağı kamyonla düşerek öldüğü olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edildiği ve ölen işçinin %30, işveren …’ın %20 ve davalı şirketin %50 oranında kusurlu oldukları dosya içerisinden anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Yasa’nın 35. maddesi ile değiştirilen 506 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde, sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına gelir olarak verileceği ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemeyeceği ve sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma haklarının düşeceği bildirilmiştir
Somut olayda, Kurum 9.2.2009 tarihli yazısından davacı anne …’a oğlunun iş kazası sonucu ölümü nedeniyle kendisine gelir bağlandığını ancak daha sonra babasından dolayı ölüm aylığı bağlandığından gelirin kesildiğini ve iş kazası nedeniyle 4.3.2004-1.102008 tarihleri arasında yapılan fiili ödemelerin toplamının 12.234,37 TL olduğunu bildirmiştir. Bu durumda hesap bilirkişisinin anne Feride’nin destek süresini belirlerken kalan ömrü olan 18 yılın dolduğu 30.10.2026 tarihini değil iş kazası gelirinin babadan alınan ölüm aylığı ile kesildiği tarih olan 1.10.2008 tarihini esas olarak hesaplaması gerekirken gelirin kesildiği bu tarihten sonrası içinde maddi zarar hesabı yapılması isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davacı anne …’ın ölen sigortalıdan dolayı uğradı maddi zararın hesaplanmasında destek süresinin iş kazası tarihinden itibaren babasından ölüm aylığı bağlandığı tarih olan 1.10.2008 tarihine kadar olan sürenin esas alınarak aktüerya hesabı konusunda uzman bilirkişiden yukarda açıklanan esaslara göre yeniden maddi zarar hesabı yaptırılarak sonucuna göre karar vermektir.
3- Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahiplerine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı anne … yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı “azdır”.
4-Davacı anne Feride Karatş’ın maddi tazminatı yönünden ; maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan B.K.’nun 43. ve 44. Maddelerinde tazminatın belirlenmesinde, hakime, kimi görevler yanında, geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekçi ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada, kabul edildiği üzere; maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım veriler yanında, varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. Gerçi, insan yaşamının kutsallığı, beden ve ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların, hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de, hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında, zorunlu bu tür bir hesaplama yoluyla, zarara uğrayanın tatmini sağlanmaya çalışılmaktadır.
İşte, hakim, bu tür davalarda, sonuca ulaşırken, hesaplamaya ilişkin, maddi unsurları, tarafların kusur durumlarını, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların, sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır. Maddi tazminatın, hiç bir zaman zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği göz ardı edilmemeli ve bu arada, sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafın, ekonomik veya ticari hayattan silinmesini gerektirecek boyutlara ulaşması önlenmelidir. Bu nedenle, tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılmalı, zararı ödemekle yükümlü işverenin iş hacmi, işletmesinin büyüklüğü, kaç işçi çalıştırdığı saptanmalı, tazminatın sonuçlarına katlanıp katlanamayacağı yönünde ön bilgiler toplanmalıdır.
Kısaca, tazminat belirlenirken bunun toplumda yaratacağı olumsuz durumlar göz ardı edilmemeli ve toplumsal denge ve çıkarlar da korunmalıdır. Bu durumda hakim toplayacağı kanıtlar sonucu gerektiğinde B.K’nun 43.maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanmak suretiyle, hakkaniyete uygun indirim yoluna gitmeli ve tazminat belirlenmenin gerçekçi niteliğini ortaya koymalıdır.
Somut olayda tarafların hal ve mevkiine, işverelerin %70 oranında kusurlu bulunmasına ve hüküm altına alınan tazminatın ödenmesi halinde işverenin müzayakaya düşmeyeceğinin anlaşılmasına göre, dava konusu olayda Borçlar Kanununun 43. ve 44 maddelerinin öngördüğü koşulların oluşmadığı gözetilmeksizin anılan maddeye dayanılarak davacı anne Feride Karataşın maddi tazminatından indirim yapılması da mahkemenin kabul şekli bakımından hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı … ile davalılar … ve … Ltd. Şirketinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 27.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.