Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/2952 E. 2007/4697 K. 30.04.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2952
KARAR NO : 2007/4697
KARAR TARİHİ : 30.04.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.06.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, mümkün değilse ödenen paraların faizi ile tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.06.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, yanlar arasındaki 26.11.2001 günlü sözleşme ile mülkiyeti kendisine ait … Merkez İlçe 8 parsel üzerindeki C blok (16) numaralı bağımsız bölümün davalıya rehin amacıyla temlik edildiğini, sözleşme konusu borcun ödenmesine rağmen mülkiyetinin iade edilmediğini, davalı üzerinde olan kaydın iptal ve adına tescilini, olmadığı takdirde yapmış olduğu ödemeler sebepsiz kalacağından alacağının ödeme tarihlerinden geçerli faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; taşınmaz mülkiyetinin dayanılan protokol tarihinden önce devredildiğini, davacının 26.11.2001 günlü sözleşmeyle kararlaştırılan ödemeleri süresinde yapmadığını, davacının halen şirkete borçlu kaldığını, bu suretle sözleşmenin kendiliğinden geçersiz hale geldiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece sözleşmede kararlaştırılan mülkiyeti devri koşulları yerine gelmediği, kaldı ki taşınmazın davacı tarafından davalıya rehin olarak verildiği de kanıtlanmadığından söz edilerek dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir
Taraflar arasındaki 26.11.2001 günlü «Protokol» başlıklı sözleşmeden davacının davalıya 300.000 Amerikan Doları borçlu olduğu ve anılan sözleşmenin bu borcun tasfiyesini sağlamak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 3. maddesindeki hükme göre protokol tarihinden itibaren on ay içerisinde mahsup edilen yağ ve mazot miktarının toplam 70.000.000.000 TL ye ulaşması halinde davalı şirket çekişme konusu (16) numaralı bağımsız bölümü davacıya veya onun belirleyeceği bir kişiye devredecektir.
Gerek sözleşmenin yukarıda özetlenen hükmünden ve gerekse davalının dosyada yer alan 12.07.2004 tarihli dilekçesi ile diğer beyanlarından, porotokolün 300.000 Amerikan Doları olan borcun tasfiyesi amacıyla düzenlendiği, bir kısım borcun ödenmesi üzerine davacının maliki olduğu … İlinde bulunan 3 adet daireyi sözleşmenin 2. maddesine dayanarak davacıya iade ettiği sözleşmenin 3. maddesindeki hükmün koşulların davacı tarafından yerine getirilmemesi sebebiyle yerine getirilmediği görülmektedir. Gerçekten yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu davacının davalıya 3. madde kapsamında yaptığı ödemelerin toplam tutarı 70.000.000.000. TL değil, 35.381.547.572 TL’den ibaret olup davalı 12.07.2004 tarihli dilekçede borca mahsup edilen miktarının 44.972.176.610 TL olduğunu kabul etmiştir.
Buraya kadar yapılan açıklamalardan çıkan sonuca göre; tacir olan davanın tarafları arasında alacak-borç ilişkisi bulunduğu, 26.11.2001 günlü sözleşme tarihinde bu borcun 300.000 Amerikan Dolarına ulaştığı, ancak bu tarihe kadar geçen dönemdeki alacak-borç ilişkisinden kaynaklanan davalı alacağına teminat teşkil etmek üzere davacıya ait bazı taşınmaz malların ve bu arada uyuşmazlık konusu yapılan (16) numaralı bağımsız bölüm mülkiyetinin davalı şirkete temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 873. maddesi hükmünce borçlunun borcunu ödemediği takdirde alacaklıya taşınmazı temellük etme hakkı veren her türlü sözleşme geçersizdir. Bu kuralın alacaklının borçlunun ödememe halinden yararlanarak taşınmazı elde etmesini önlemek amacıyla getirildiği kuşkusuzdur. Anılan bu kural Roma Hukukundan gelen Lex commisaria yasağı olarak bilinir. Ne var ki başlangıçtaki temlik «inançlı temlik» olarak yapılmışsa yapılan bu temlik geçerlidir. Zira inançlı temlikte alacaklının borçlunun borcunu ödeyememesi halinde temlik edilen taşınmazı hileli bir şekilde ele geçirmek gibi bir amacı yoktur. Bu gibi işlemlerde mülkiyet daha baştan alacaklı yana geçirilmekte borç ödendiği takdirde borçluya mülkiyeti iade hakkı tanınmakta ve fakat bu şart gerçekleşmezse mülkiyet alacaklı tarafta kalmaktadır. Böyle bir sözleşme ifa yerini tutan edim ile borcun ödenmesi niteliği taşır. Soruna Türk Medeni Kanunun 873. maddesi ve az önce sözü edilen Lex commisaria yasağı çerçevesinde bakılırsa davalıya hem başlangıçta yapılan inançlı temlik işlemi ve hem de dayanılan 26.11.2001 günlü «Protokol» başlıklı sözleşme geçerlidir. Davacı sözleşmedeki taliki şartı yerine getirmediğinden (Borçlar Kanunu m. 149) inançlı temlikle davalıya devrettiği taşınmaz mülkiyetinin naklini isteyemez. Mahkemece mülkiyet nakline ilişkin istemin reddolunması açıklanan nedenlerle doğrudur. Ancak;
Davada mülkiyet nakli dışında ikinci kademedeki istem olarak yapılan ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre faizi ile birlikte tahsili de istenmiştir. Gerçekten, davacı davalıya bilirkişi raporuna göre 35.381.547.572 TL davalının kabulüne göre ise 44.972.176.610 TL ödemiştir. Taşınmaz mülkiyetinin nakline ilişkin istem reddedildiğine göre yapılan ödemeler tutarı kadar davalı sebepsiz zenginleşmiş olacağından mahkemece ikinci kademedeki istemin incelenip hüküm altına alınması gerekir. Değinilen yönün gözden kaçırılması doğru olmadığından, karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 30.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.