YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/10199
KARAR NO : 2008/12248
KARAR TARİHİ : 24.10.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 13.02.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydının zemine uygunluğunun tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, 1964 tarih 251 cilt, 32 Sahife, 89 numarada tapuya kayıtlı taşınmazının fiilen kullandığı zemine uygunluğunun tespiti isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/304-2006/227 sayılı dosyasında görülen davada tapunun uygulandığı ve arza uymadığının tespit edildiği, bu hükmün anılan dava için kesin hüküm teşkil ettiği belirterek davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, dayanak tapu kaydının kullanılan yere uygunluğunun tespiti isteğine ilişkindir. Davacı tapu kaydının zemine uyduğunu iddia ederek bunun tespitini istediğine göre bu istemin tespit davası olarak incelenmesinin olanaklı olup olmadığını belirleyebilmek için öncelikle tespit davalarına egemen olan ilkelere değinmek gerekmektedir.
Davalının bir şey yapmaya, vermeye veya belirli şeyleri yapmamaya mahkum edilmesi istemli … davaları ile davacının mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını istediği inşai davalara ilişkin yasal düzenlemeler pozitif
hukukumuzda yer almasına rağmen, genel olarak “Bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespitine dair olan davadır” şeklinde tanımlanan tespit davalarına ilişkin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda genel bir düzenleme yer almamaktadır. Tespit davalarından İcra İflas Kanununun 72.maddesinde söz edilmiş, ayrıca bazı hallerde de maddi hukuk tespit davasını bizzat düzenlemiştir. Bu hallerde tespit davası, yasal düzenlemedeki koşullarda incelenerek sonuçlandırılabilmektedir. Ancak, İİK ve maddi hukukun düzenlemeleri dışında açılan tespit davalarının dinlenip dinlenemeyeceği uygulamada ve doktirinde tereddütlere yol açmıştır.
Gerçekten, … davası veya inşai dava açılması olanağının bulunmadığı ya da bu tür davalarla hukuki korumanın sağlanamayacağı haller söz konusu olabilir. Diğer bir anlatımla, davacının bir hukuki ilişkinin tespitinde hukuki yararının bulunması halinde bu hukuki ilişkinin tespitini isteme olanağı bulunmalıdır. Aslında … davasının içinde tespit istemi de yer almaktadır. Davalı aleyhine … hükmü kurabilmek için öncelikle hukuki ilişkinin tespiti zorunludur. … davasında verilen hüküm iki aşamalı olup tespit ve edayı içermektedir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi hak sahibinin her zaman … davası açması koşulları bulunmayabilir. Bu nedenlerle doktirinde kabul edildiği gibi (…, Medeni Yargılama Hukuku, …, 2000 s.324 vd. Baki Kuru, Tespit Davaları, … 1963 s.12 vd.), uygulamada da tek başına açılan tespit davalarının dinlenebileceği kabul edilmiştir. Bu husus “Tespit davası da … davasının öncüsü durumundadır. Henüz şartları tamam olmadığı için açılamayan … davası için ilerideki hukuki ilişkinin belli edilmesi bakımından kesin delil olarak kullanılmak üzere tespit davası açılabilir….” şeklindeki 7.7.1965 tarihli ve 1965/5-1965/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça belirtilmiştir.
Görülüyor ki, artık uygulamada davacının bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun tespiti istemiyle dava açabileceği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak, tespit davasının dinlenebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, yanlar arasındaki hukuki ilişki ve bu hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunun tespiti hususunda davacının hukuki yararının bulunması zorunluluğudur.
Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, davacı tapu kaydına dayanarak bir … hükmü istememekte, sadece tespit istemektedir. Mahkemenin gerekçesinde belirttiği ve kesin hüküme dayanak yaptığı davada, davacı eldeki tapu kaydına dayanarak davalı aleyhine
elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuş, bu davada tapu kaydı uygulanarak davanın reddine karar verilmiştir. Kuşkusuz elatmanın önlenmesi davası tespit isteğini de içinde barındırmaktadır. Öncelikle tapunun taşınmaza uygunluğunun tespitinden sonra elatmanın önlenmesine karar verilebilecektir. Elatmanın önlenmesi davasında da tapu uygulanmış, zemine uymadığı tespit edilerek bu gerekçe ile dava reddedilmiştir. … davası içerisindeki bu tespitin eldeki dava açısından kesin hüküm oluşturduğu kabul edilmiştir. Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılmaması amacı güden maddi anlamda kesin hükümü düzenleyen HUMK’nun 237. maddesine göre,kesin hükmün varlığından söz edebilmek için dava konusunun, dava sebebinin ve tarafların aynı olması gerekir. Her iki dava arasında, dava konusu ve dava sebebinin farklılığı nedeniyle kesin hükümden söz edilemeyeceği açıktır. … davasını ayrıştırarak tapu kaydının uygulanmasına ilişkin kısmın eldeki dava için kesin hüküm oluşturması mümkün değildir. Ancak;
Yukarıda değinilen tespit davasına ilişkin açıklamalar doğrultusunda davacının istemi irdelendiğinde, tapu kaydının zemine uygunluğunun belirlenmesi anlamında bir hukuki ilişkinin varlığı kabul edilse bile, bunun tespitinde hukuki yararın varlığından da söz edilemeyecektir. Çünkü bu tespit hükmü her zaman ileride açılacak … davası sırasında sağlanabilecektir. Mahkemece davanın bu nedenle reddi gerekirken kesin hükümün varlığından söz edilerek reddi doğru olmadığından, HUMK.nun 438/son maddesi gereğince mahkeme kararının gerekçesi düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle yerel mahkeme kararı gerekçesinin DÜZELTİLMESİNE ve hükmün DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİ İLE ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.