YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/14208
KARAR NO : 2007/1296
KARAR TARİHİ : 14.02.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.7.2003 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil, karşı dava satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 7.10.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı karşı davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı …, biçimine uygun düzenlenmiş 10.7.2000 tarihli satış vaadi sözleşmesi nedeniyle 11623 ada 25 parsel nolu taşınmazda 1/32 arsa paylı konutun tapusunun iptali ile adına tescilini talep etmiştir.
Davalı ve karşı davacı ile birleşen davanın davacısı …satış vaadi sözleşmesinin baskı altında yapıldığını, sözleşme yapılırken ileri sürülen sebeplerin ve yapılan davranışların yanıltmaya yönelik olduğunu, taşınmaz işleminin gerçek iradesini yansıtmadığını, davacı-davalı …’un bilgi ve yaşam deneyimi eksikliğinden yararlanarak sözleşmenin yapılmasını sağladığından sözleşmenin iptalini istemiştir.
Yerel mahkemece dava kabu edilmiş, satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın …adına olan tapu kaydının iptali ve davacı … adına tesciline, birleşen dava ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı … Doruk tarafından temyiz edilmiştir.
Borçlar Kanununun 1.maddesi hükmüne göre sözleşme “iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleri” üzerine kurulur.
Bir sözleşmede aranması gereken en önemli unsur “tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanında” bulunmaları gerçek iradelerin aktin konusu ve onun esaslı noktalarında birleşmiş olmalarıdır.
Fakat her halde görünürde değil gerçekte bir sözleşmenin meydana gelip gelmediği sonucuna varmak için “olayın özelliği, hal ve şartlar, Türk Medeni Kanunun 2.maddesindeki dürüstlük kuralları ile güven ilkesine de” bakmak gerekir.
Sözleşme Hukukunda egemen olan ilke irade serbestisidir. Gerçekten B.K.nun 19.maddesinin ilk bendinde “bir aktin mevzuu Kanununun gösterdiği hudut dairesinde serbestçe tayin olunabilir.” hükmü getirilmiş, ancak 2. fıkrada Kanunun kati suretle emreylediği hukuk kaideleri veya Kanuna muhalefet, ahlak (adaba) veya kamu düzenine veyahut şahsi hükümlere aykırı olarak iki tarafın yaptıkları sözleşmelerin geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Yasanın 20.maddesi hükmüne göre de “bir aktin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayyır olursa o akit batıldır”
Kuşkusuz orta yerde biçimine uygun düzenlenmiş ve metni bir akitte aranan unsurları taşıyan sözleşme bulunsa bile o sözleşmenin iradeyi sakatlayan nedenlerle (Hata, BK.m.23, Hile, BK.m.28, İkrah, BK.m.29) iptali veya edimler arasındaki aşırı dengesizlik (Gabin, BK.m.21) sebebiyle feshi ya da sebepsiz zenginleşmeye dayanarak verilenlerin geri istenmesi dava edilebilir.
Diğer taraftan yukarıda sözü edilen Borçlar Kanunun 19 ve 20 maddelerine dayanılarak kanunun kati surette emrettiği hukuk kuralları veya kanuna muhalefet, ahlak (adaba) veya kamu düzenine veyahut şahsi hükümlere aykırı olarak yada konusu imkansız olan iki tarafın yaptığı sözleşmelerin geçersizliğinin tespiti için de her zaman dava açılabilir.
İradeyi sakatlayan bir etkenle yapılan sözleşmeler aslında geçerli sözleşmelerdir. Fakat, iptal davasına konu olur. BK 19 ve 20 maddelerinde sayılan nedenler söz konusu iken yapılan sözleşmeler ise aslında geçersiz (batıl), hüküm ve sonuç meydana getirmeyen sözleşmelerdir.
Burada şu hususu da belirtmek yararlı olacaktır; Borçlar Kanunun 20/1 maddesi metninden çıkan anlama göre muhtevası bakımından ahlaka aykırı sözleşmeler batıldır. Her ne kadar madde metninde yalnız muhtevadan (sözleşmenin konusundan) bahsedilmiş ise de, sözleşme muhtevasında ahlaka aykırılık görülmese de, ahlaka aykırı bir amaca yöneldikleri saptanan sözleşmelerde hiç süphesiz batıldır. Zira, sözleşme metninden emredici hukuk kaidelerine, ahlak (adaba) veya kamu düzenine veyahut şahsi hükümlere aykırılık gözlenmese de, sözleşmenin yapılışındaki amaç gözetildiğinde, o sözleşme batıl sayılabilir. Muhtevayı (sözleşme metnini) ve amacı birbirinden ayırmak, ayrı ayrı değerlendirip düşünmek hatalı sonuçlar meydana getirebilir.
Öte yandan; hukuki ilişkilerin Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde hükme bağlanan «dürüst davranma» kuralına uygun kurulması olayın özelliğinin hal ve şartların iki taraf içinde o sözleşmenin yapılmasını icap ettirmesi gerekir. Eğer sözleşmenin bir tarafı karşı taraftan aydın, vicdanlı, makul ve namuslu insanların doğruluk ve insaf duygularını inciten taahhütler sağlamışsa böyle bir sözleşme aynı zamanda hukuku da aykırı olacağından bu tür bir sözleşmeyi yaparak dürüstlük kurallarına aykırı davranan kişinin hakkı hukuk düzeni tarafından korunmaz.
HUMK.nun 74, 75 ve 76. maddeleri hükümleri karşısında ayrıca belirtilmelidir ki, bir olayda tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve neticei taleplerine göre kanunları re’sen uygulayarak çekişmeyi sonlandırmak görevi hakime aittir.
Bu hukuki saptamalardan sonra somut olaya gelince;
Taraflar karı-kocadır. Davalı ve davacı … ,’un evlenmeden önce Almanya’da yaşadığı, 15.12.1998 tarihinde evlenmesi üzerine Türkiye’ye dönüş yaptığı, evlilik birliğinin devamı sırasında teseddürlü giyim biçimini seçtiği, evlilikten üç çocuğu bulunduğu, satış vaadine konu konutun davalı ve davacı … …..,’a evlenmeden hemen önce babası tarafından 17.09.1998 tarihinde satın alındığı, satış vaadi sözleşmesinin evlilik birliği içinde ve 10.07.2000 tarihinde düzenlendiği, boşanma davasının 07.03.2003 tarihinde açıldığı eldeki davanın koca tarafından boşanma davası açılmasından sonra 02.07.2003 tarihinde açıldığı, boşanma davası sırasında kocanın ekonomik durumunun zabıta marifetiyle araştırıldığı, sabit bir işi olmadığının 225.00 YTL aylık ücretle özel bir şirkette çalıştığının saptandığı, boşanmadan sonra kadının teseddürlü giyim şeklinden vazgeçtiği tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Kural olarak hukuk düzenimizde evlilik birliğinin devamı içinde karı-koca arasında satış vaadi sözleşmesi yapılmasını engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.
Ancak; eldeki davada karı-koca olan taraflar arasında kadının kocasına satış vaadinde bulunmasını gerektiren gerçek neden tarafların iddia, savunma ve delilleri değerlendirilerek ortaya çıkartılıp yukarıdan beri sayılan hukuk kurallarına uygun irdelenmeden ve gerekçeleri açıklanmadan … bir sonuca ulaşmak olanaklı değildir. Çünkü somut olayın özelliğine göre taraflar arasında iç içe geçmiş karmaşık ilişkiler ortada iken bu ilişkileri ayrı 10.07.2000 tarihli
satış vaadi sözleşmesi muhtevasını ayrı değerlendirmek doğru olmaz. O yüzden mahkemenin karşı davanın reddi için yeterli ve kabul edilebilir bir gerekçe göstermeksizin sadece satış vaadi sözleşmesi muhtevasına (metnine) değer vererek ferağı icbar suretiyle tescil hükmü kurması, karşı davanın ise reddi doğru değildir.
Karar açıklanan bütün bu sebeplerle bozulmalıdır.
SONUÇ. Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.2.2007 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptal ve tescil, karşı dava ise satış vaadi sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir.
Kaynağını Borçlar Kanunun 22.maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213, Türk Medeni Kanunun 706 ve Noterlik Kanununun 89.uncu maddeleri hükmünce noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam, iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaad alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devri borcu yüklenin satıcıdan, edim yerine getirilmediğinde Medeni Kanunun 716.ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davası ile borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Borçlar Kanunununun 1.inci maddesi hükmüne göre sözleşme “iki tarafın karşılıklı ve birbirlerine uygun surette rızalarını beyan etmeleri” üzerine kurulur. Sözleşmelerin geçerliliği için;
a) Taraflar ehil olmalı,
b) Akdin konusu emredici hukuk kurallarına kamu düzenine, genel ahlaka ve şahsiyet haklarına aykırı olmamalı,
c) Konusu imkansız olmamalı,
d) İrade beyanları sıhhatli olmalıdır. İrade beyanındaki sakatlık, ya beyanın iradeye uymamasından ya da iradenin oluşumundaki bir etkenden ileri
gelir. Bunlar hata, hile, ikrah, gabindir. Bu sebeplerle sözleşmenin iptal talebi yasada öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı (karşı davalı) evlilik birliği içinde davalı (karşı davacı) ile, şekil şartlarına uygun gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapmış, bedel ödenmiş, evlilik birliği sona erdikten sonra eldeki davayı açmış, bundan sonra davalı (karşı davacı) somut bir nedene dayanmadan genel olarak ehliyetsizlik, gabin, bedelsizlik ve hile iddasına dayalı olarak satış vaadi sözleşmesinin iptalini dava etmiştir. Bütün bu talepler için bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında yapılan bu sözleşmenin Borçlar Kanununun 20/1 maddesinde ifadesini bulan “genel ahlaka aykırılık” nedeniyle geçersizliği görüşüne katılmak mümkün değildir. Ahlaka aykırılık, şahsın ahlak anlayışı değil, topluma malolmuş ahlak kurallarıdır. Toplumda sözkosunu işlem yapıldığı zamanda yaşayan normal zekaya sahip dürüst ve aklıbaşında kişilerin ahlak anlayışının esas alınması kabul edilmektedir. Amacı itibarı ile ahlaka aykırı akitler de bu hüküm kapsamındadır. Aktin ahlaka aykırı bir sonuca yönelmiş olması veya akitle güdülen amacın ahlaka aykırı olması halinde kendini gösterir. Dava konusu satış vaadi sözleşmesinde böyle bir amacın olmadığı, evlilik birliği devam ederken sözleşmenin yapıldığı ve evlilik birliğinin sözleşme tarihinden çok daha sonra sona erdiği anlaşılmaktadır.
Tüm yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin kararın ONANMASI görüşü ile sayın çoğunluğun bozma kararına karşıyım.