Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/6604 E. 2006/7800 K. 03.07.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/6604
KARAR NO : 2006/7800
KARAR TARİHİ : 03.07.2006

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı… tarafından, davalılar aleyhine 25.04.2005 gününde verilen dilekçe ile Medeni Kanunun 725 maddesi uyarınca tescil, davacı … … ve … vekili tarafından davalı… aleyhine 15.12.2005 gününde verilen dilekçe ile men’i müdahale ve kal istenmesi üzerine davalar birleştirilerek yapılan duruşma sonunda;…’ın tapu iptali tescil davasının kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 21.02.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı …, … …vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Yasal ayrıcalıklar dışında, Medeni Kanunun 684/1 ve 718/2 (Önceki Medeni Kanunun 618, 644/2) maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanunun 725. (Önceki Medeni Kanunun 651.) maddesinde düzenlenmiş olup, madde hükmü;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir.” şeklindedir.

Böylece arazi ile muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (subjektif koşul)
Taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının davacı adına tescili için, taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşacak veya davacıya ait taşınmazla birleştirilecek şekilde ifrazının mümkün olması gereklidir.
İptale veya irtifak hakkına konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Somut olayda;
Davacı, kendisine ait 2 parselde ( ifrazla 55 parsel ) yaptığı inşaatın davalıların 3 parseline taştığını, inşaata başlarken Belediye elemanlarınca ölçüm yapıldığını, iyiniyetli olduğunu ileri sürerek yapının taşan kısmına isabet eden arsa payının Medeni Kanunun 725.maddesi gereğince bedeli karşılığı kendi taşınmazına eklenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, karşı dava olarak başlangıçtan itibaren tecavüze itiraz ettiğini, belediye’nin ölçümünün yanlış olduğunu, daha sonra yapılan ölçümde tecavüzün tesbit edildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal istemi ile dava açmış, her iki dava birleştirilmiştir.
Mahkemece, davacının Belediye’ye ölçüm yaptırarak inşaata başladığı, kusurunun olmadığı nedeniyle davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davalı ve karşı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, davacı daha inşaata başlamadan önce, davalı tarafından Belediye’ye itirazlarda bulunmuş, yapılan ölçümler neticesinde taşkınlık olmadığı bildirildiğinden, davacı inşaata başlamıştır. Devamında, davalı itirazlarını sürdürmüş, 12.10.2004 tarihinde ölçümü yapılan inşaatın 3 nolu davalı parseline 3.60 m2 kaymış olduğu tesbit edilmiş, bunun üzerine inşaat geçici olarak durdurulmuştur.
Taşınmazlar çaplı olup haritaya bağlanmıştır. Davalının Belediye’ye itirazı üzerine ölçüm yapılıp tecavüz olmadığının tesbit edilmesi davacının tecavüzü önlemek için gerekli özeni gösterdiği anlamına gelmez. İnşaata başlarken veya sürdürürken tecavüz yapılmayacağı söylenemez. Kaldı ki, sonra yapılan ölçümde tecavüzün varlığı tesbit edilmiştir. Öte yandan, davacının inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyiniyetli olması, zeminin kendisine ait olduğu yada mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gerekir. Bütün bu anlatımların doğal sonucu olarak davacının işin başından beri zemin mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiğinin kabulü, yani olayda temliken tescil isteminin kabulü için subjektif koşulun oluştuğu düşünülemez.
Tüm bu nedenlerle inşaatın tamamlanmadığı da gözetilerek temliken tescil davasının reddi, davalı ve karşı davacının davasının kabulü yerine davacının istemi hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ve karşı davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 03.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.