YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4381
KARAR NO : 2022/8784
KARAR TARİHİ : 03.11.2022
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiş olup, hükmün davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “Milli park olarak ilan ve tescil edilen alan içinde kalan yerlerin 2873 sayılı Milli Parklar Kanun’un 15. maddesi uyarınca özel mülkiyete konu teşkil edecek biçimde tapuya tescilinin ve zilyetlik yoluyla kazanılması olanağının bulunmadığı, ne var ki, milli park olarak ilan edilen tarihe kadar zilyet lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen edinme koşullarının gerçekleşmesi halinde, sonradan milli park olarak ilan edilen ve statüsü değişen taşınmazda kazanılmış hakların korunması ilkesi gereğince kazanılmış hakların korunacağının kuşkusuz olduğu, HGK’ nın 06.11.2015 tarih ve 2014/8-201 Esas, 2015/2436 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu, Orman Bakanlığının 21.12.1971 tarih ve 6320 sayılı oluruyla 6831 sayılı Kanun’un 25. maddesi gereğince … Vadisi ve çevresindeki 42 bin hektarlık alanın Milli Park olarak tefrik edildiği, …’nin Sesi isimli yerel gazetede 25.09.1972 tarihinde, … İlçesi … Köyünde ise 20.10.1972 tarihinde ilan edildiği, çekişmeli taşınmazın … Vadisi Milli Park sınırları içinde kaldığı sabit ise de taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler … … ve … … ve kadastro tespit bilirkişileri … ve … …ile davalıların tanığı … …’ ın, çekişmeli taşınmazın 1947 yılından itibaren davalıların babası … tarafından ölene kadar kullanıldığını, ölümünden sonra da oğlu … tarafından ekilip biçildiğini bildirdikleri, hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın üzerinde söğüt ve kavak ağaçlarının bulunduğunun, 1961 baskı tarihli memleket haritasında ve 1951 tarihli hava fotoğrafında açık alanda gözüktüğünün, orman sayılmayan yerlerden olduğunun açıklandığı, ziraat bilirkişi raporunda da, taşınmaz üzerinde söğüt ve kavak ağaçlarının bulunduğunun belirtildiği, Orman İdaresinin dayandığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1956/69 Esas ve 1957/53 Karar sayılı dava dosyası incelendiğinde, Günahkarlar (…) Köyü muhtarı … tarafından 27.09.1956 tarihli dilekçe ile …’ün elatmasının önlenmesi istemiyle asliye hukuk mahkemesinde dava açıldığının, orman yönetiminin davaya katıldığının, mahkemece çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu ve davalı …’ün elatmasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğinin, davalı …’ün temyizi üzerine hükmün, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.07.1958 tarih ve 1958/4121 Esas, 1958/4548 Karar sayılı ilamıyla; “Çekişmeli taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığının Ziraat Vekaletinden sorulup sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulduğunun, bozma kararından sonra dosyada işlem yapılmadığının ve anılan dava dosyasında hükme dayanak yapılan fen bilirkişi Ata Akova tarafından düzenlenen 09.09.1956 tarihli krokili raporda 1 rakamı ile işaretlenen taşınmazın davalı yere ilişkin olduğunun anlaşıldığı, bu durumda çekişme konusu taşınmazın malik hanesi açık olup 3402 sayılı Kanun’un 30/2 maddesi uyarınca gerçek hak sahibinin kadastro mahkemesince belirlenmesi gerektiği açıklanarak, Hazineye ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 1956/69 Esas ve 1957/53 Karar sayılı dava dosyasının davacısı Günahkarlar (…) Köyü Tüzel Kişiliğine dava dilekçesi ve duruşma günününü bildirir davetiye tebliğ edilip delil ve belgelerinin istenmesi, gerekli inceleme ve araştırmaların yapılması ve bundan sonra, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek yukarıda değinilen hususlar gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, 6100 sayılı HMK’ nin 115/2. maddesi gereğince dava koşulu yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 24.10.2019 tarihli duruşmada verilen bilirkişi ücreti ile talimat masraflarının verilen iki haftalık süre içinde yatırılmadığından bahisle davanın 6100 sayılı HMK’nin 115/2. maddesi gereğince dava koşulu yokluğundan usulden reddine karar verilmiş ise de; yapılan değerlendirme usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2. maddesinde, kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakimin resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlü olduğu, taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verileceği; yine anılan Kanun’un 36. maddesinde, taraflardan her birinin dava harcını, dinlenmesini talep ettiği tanık ve bilirkişi ücretini ve diğer yargılama giderlerini karşılamak zorunda olduğu, davacı hakim tarafından belirlenecek süre içinde gerekli giderleri mahkeme veznesine yatırmadığı takdirde onunla ilgili delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı, bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderlerin, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanacağı ifade edilmiştir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın malik hanesi açık olduğundan, 3402 sayılı Kanun’un 30/2 maddesi uyarınca gerçek hak sahibinin re’sen belirlenmesi gerektiği gözetilerek, yatırılması istenen bilirkişi ücreti ile talimat giderlerine ilişkin masrafın ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suç üstü ödeneğinden karşılanması ve bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller çerçevesinde esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın 6100 sayılı HMK’nin 115/2. maddesi gereğince dava koşulu yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 03.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.