YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/6217
KARAR NO : 2006/7799
KARAR TARİHİ : 03.07.2006
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 20.05.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 01.02.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, davalıya ait 34 parsel sayılı taşınmaz üzerine yapılan binanın kendi 4 sayılı parsellerine vaki müdahalesinin men’i ile binanın taşan kısmının kal’ini istemişler, davalı, ilk beyanında binasını yükleniciye yaptırdığını, kötüniyetli olmadığını, kal’in fahiş zarar doğuracağını savunarak, davacıya verdiği zararın tesbiti halinde bunu ödemeye hazır olduğunu belirtmiş, 01.02.2006 günlü oturumda ise, binanın taşan kısmı bakımından bedeli karşılığında irtifak hakkı kurulmasını istemiştir. Davacı, davalının daha önce böyle bir talebi bulunmadığını öne sürerek isteme karşı çıkmıştır.
Mahkemece, davacıların açtığı men’i müdahale ve kal davasının reddine, davalının binasının taşan kısmı için bedeli karşılığında 34 parsel lehine 4 parsel sayılı taşınmaz aleyhine irtifak hakkı kurulmasına karar verilmiş, hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Medeni Kanunun 684/1 ve 718/2 (Önceki Medeni Kanunun 618, 644/2) maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanunun 725. (Önceki Medeni Kanunun 651.) maddesinde düzenlenmiş olup, madde hükmü;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir.” şeklindedir.
Böylece arazi ile muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (subjektif koşul)
Taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının davacı adına tescili için, taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşacak veya davacıya ait taşınmazla birleştirilecek şekilde ifrazının mümkün olması gereklidir.
İptale veya irtifak hakkına konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Somut olaya gelince; Davalının 34 parsel numaralı taşınmaz üzerine yaptığı binanın davacılara ait 4 parsel sayılı taşınmaza teknik bilirkişi…tarafından düzenlenen 06.05.2005 günlü krokide yeşil renkle gösterilen kısımda 0,91 m2 tecavüz ettiği sabittir. İnşaat teknisyeni …08.07.2005 günlü raporunda, davalının binasının betonarme yapı tarzında yapıldığını, bu nedenle statik açıdan kısmen yıkılmasının mümkün olamayacağını, yıkılması halinde binanın bütününün zarar göreceğini, binanın değerinin 41.000.YTL. olduğunu bildirmiştir.
Mahalli bilirkişiler dava konusu taşınmazın arsa olarak m2 birim fiyatının 1750.00.YTL.olduğunu beyan etmişlerdir.
Ne var ki, taşkın yapı sahibi yararına irtifak hakkı tesisine veya tescile karar verilebilmesi için Medeni Kanunun 725/2.maddesi taşkın yapının iyi niyetle yapılmış olmasını öngörmektedir. Davalı ise, bu konuda herhangi bir delil ibraz etmemiş, yalnızca 01.06.2006 havale tarihli cevap dilekçesinde; inşaat işleriyle kendisinin ilgilenmediğini, inşaat işini ilçede müteahhitlik yapan Zafer Uyar isimli şahsa götürü usulde olmak üzere teslim ettiğini, inşaat yapılırken gerekli ölçümleri kendisinin yaptırmadığını, bu nedenle kendisinin kötü niyetli sayılamayacağını, ancak davacıya bir zarar verilmişse, tesbit edilecek zararı ödemeye hazır olduğunu bildirmiş, 30.06.2005 tarihli keşif sırasında ise; davacı ile çocukluk arkadaşı ve çok eski dost olduklarını, davacının sanat okulu inşaat bölümü mezunu olması nedeniyle inşaatın başından sonuna kadar kendisine inşaatı nasıl yapıp bitirmesi konusunda yardımcı olduğunu, ancak kendi parseline tecavüz ettiği konusunda hiç bir uyarıda bulunmadığını, inşaat biterken davacının kendi taşınmazına bakan pencere açmasını istemediğini, fakat evinin karanlıkta kalmaması için pencere açmak zorunda kaldığını, eğer tecavüz varsa davacının bunu başından beri biliyor olması gerektiğini, inşaat bittikten sonra tecavüz olduğu gerekçesiyle dava açmasının davacının kötü niyetini gösterdiğini iddia etmiştir.
Davacı ise, davalı ile dost olduklarını, bu nedenle inşaat yapılırken yardımcı olduğunu doğrulamış, ancak bitinceye kadar inşaatın planını görmediğini, davalının dostu olduğu için kendisine ait taşınmaza tecavüz etmeyeceğini düşündüğünü ifade etmiştir.
Görüldüğü gibi, bu soyut savunmaları çapa bağlanmış taşınmazda davalının taşkın inşaatı yaparken, taşınmazın kendisine ait olduğunu zannederek, ya da mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla ve iyi niyetle hareket ettiğini kanıtlayacak nitelikte değildir.
Kaldı ki, davalının 01.02.2006 günlü oturumdaki beyanı dışında irtifak hakkı tesisi istemiyle usulüne uygun olarak ve harcı verilerek açılmış bir davası da mevcut değildir.
Açıklanan nedenlerle, davacının açtığı men’i müdahale ve kal davasının kabulüne karar vermek gerekirken, men’i müdahale ve kal davasının reddi ile, usulüne uygun ve harcı verilerek açılmış bir dava bulunmadığı halde davalı lehine irtifak hakkı tesisine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.