YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9474
KARAR NO : 2007/10663
KARAR TARİHİ : 25.09.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 30.1.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 27.4.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, davalı ve dava dışı kişiler arasında paylı mülkiyete konu olan 104 parsel numaralı taşınmazı aralarında yaptıkları rızai taksime uygun olarak yıllardır kullandıkları halde davalının kendilerinin kullanımında olan yere müdahalede bulunduğu gibi yol olarak kullanılan kısımdan geçmelerine de engel olduğu belirterek muarazanın giderilmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, taşınmazda taraflar dışında malikler bulunduğunu belirterek davanın reddeni savunmuştur.
Mahkemece, paylı mülkiyete tabi taşınmazda geçit hakkı kurulmasının olanaklı olmadığı, rızai ve fiili taksime uygun olarak kullanımın 30 yıldır sürdüğü, sorunun ortaklığın giderilmesi yada taksim yoluyla çözümlenmesi gerektiği ve davacıların iyiniyetli olmaması sebebiyle kullanmak istedikleri kısım için öngörülen bedeli verilen kesin süre içerisinde yatırmadıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK.nun 76.maddesi hükmünce olayları anlatmak taraflara, anlatılan olaylara göre çekişmeyi nitelemek ve uygulanacak yasa hükmünü bulmak hakime ait bir görevdir.
Dava konusu 104 parsel numaralı taşınmaz paylı mülkiyet hükümlerine tabi olup taşınmazda taraflar dışında üçüncü kişilerde maliktir. Davacılar otuz yıl önce fiili taksim yapıldığını ileri sürmüş iseler de fiili taksimin ne şekilde yapıldığına dair bir belge ibraz edilememiştir. Yurdumuzda sosyal ve ekonomik nedenlerle paylı bir taşınmazın resmi ifrazı yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilerek kullanıldığı bir gerçektir. Tapulu bir taşınmazın Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerine aykırı olarak harici veya fiili taksim ile bölünme olanağı yoksa da, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş, ya da paydaşlar arasında fiili kullanma şekli oluşarak uzunca bir süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı fakat fiilen bağımsız bir hal olan kullanma şekli yapılacak resmi bir taksime veya şuuyun satış sureti ile giderilmesine ya da o yerde imar uygulaması yapılmasına kadar korunmalıdır. Ahde vefa kuralı yanında Türk Medeni Kanunun 2.maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralı da bunu gerektirir.
Hal böyle olunca, mahkemece paydaşlar arasındaki kullanım durumunun ne olduğu saptanmalı, fiili kullanım durumuna göre paydaşların genel yola çıkış için bir kısım yer ayırıp ayırmadığı hususu üzerinde durularak genel yola çıkış için ayrılmış bir bölüm varsa düzenlenecek krokiye işaret ettirilmeli, açılan davanın paydaşlar arasındaki men’i müdahale davası olarak kabulü ile sonucu doğrultusunda bir hüküm kurulmalıdır. Tüm bu hususlar gözetilmeyerek yazılı gerekçe ve özellikle kesin süre yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığınan kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatıranlara geri verilmesine, 25.9.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.