Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/10339 E. 2007/13607 K. 06.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/10339
KARAR NO : 2007/13607
KARAR TARİHİ : 06.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 16.09.1999 gününde verilen dilekçe ve 11.09.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile meni müdahale istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 27.03.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı incelenmesi davacılar T.C Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve Ziraat Bankası A.Ş vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.11.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av. …, Av. …, Av. … ile karşı taraftan davalı vekili Av. … ve … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı; 16.09.1999 günlü dava dilekçesinde, kiracı olan davalı ile 09.02.1981 tarihinde kira sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeden sonra 27.12.1990 tarihinde yapılan ayrı bir sözleşmeyle taşınmaz üzerine yabancı yatırımcı ortaklığın katılımıyla uluslararası bir turizm tesisi kurulması amaçlı yeni bir sözleşme yapıldığını, 11.07.1994 tarihli ek sözleşmede davalının iki yıllık süre içersinde ruhsat alarak inşaata başlamasının kararlaştırıldığını, aksi halde sözleşmelerin münfesih hale geleceğini, ek sözleşmenin 4. maddesi ile değiştirilen 27.12.1990 tarihli sözleşmenin 5.1. maddesinde iki yıl sonunda inşaata başlanamazsa sonradan yapılan sözleşmenin yürürlükten kalkması halinde 09.02.1981 tarihli sözleşmeye dönülerek kira ilişkisinin devam edeceğinin hükme bağlandığını, ne var ki; davalı kiracı şirketin kiralanan alanlarda fuhuş yaptırdığına dair basında haberlerin yer aldığını bunun üzerine kiralanan tesislerin valilik kararıyla 15 gün süreyle kapatıldığını, basında yer alan haberlerin kiralayan bankanın ticari itibarı ve prestijini zedelediğini böylelikle davalının kira akdine aykırı davrandığını, kiralanan taşınmazdan davalının tahliyesine karar verilmesini, 11.09.2006 tarihli ıslah Dilekçesinde ise yanlar arasında bütün sözleşmelerin feshinin hüküm altına alındığını sonradan 564 ada 151 parsel sayısını alan taşınmaza davalının elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı cevap dilekçesinde görev ve iş bölümü itirazında bulunmuş 11.07.1994 tarihli ek sözleşmenin davacı şirketten kaynaklanan nedenlerden ötürü hayata geçirilemediğini nitekim bu hususta açılan dava sonucu 11.07.1994 tarihli ek sözleşmede iki yıl olarak kararlaştırılan sözleşme süresinin mahkeme hükmü ile uzatıldığını, kiracının akde aykırı bir davranışı olmadığını dolayısıyla 11.07.1994 günlü ek sözleşme ilişkisinin halen devam ettiğini, anılan sözleşmeden kaynaklanan edimlerinde yerine getirilmekte olduğunu, sözleşmenin ahde vefa ilkesine aykırı davranılarak davacı tarafından feshedilmek istenmesinin iyi niyetli bir davranış olmadığını, açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın açıldığı 16.09.1999 tarihinde taraflar arasında kira ilişkisi sona ermediğinden, dolayısıyla kira sözleşmesinin 15-a maddesindeki kiralayanın tasfiye hali davanın açıldığı tarihte gerçekleşmediğinden bu durumu da davacı kiralayan kabul ettiğinden kiralananın niteliği gereği uyuşmazlığa gayrimenkul kirasına ilişkin 6570 sayılı kanun hükümleri uygulanması gerektiğinden, kira sözleşmesine de anılan yasanın öngördüğü tahliye sebepleri dışında tahliyeye ilişkin hüküm konulamayacağından, açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü HUMK.nun 186.maddesi uyarınca sonradan davacı sıfatını kazanan ve kayıt maliki bulunan davacı T.C Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile T.C Ziraat Bankası Anonim Şirketi vekilleri temyiz etmiştir.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken husus; Davalı şirketin, davacılar T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine … 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/667 esasında ikinci süre uzatımı istemiyle açılan dava sonucu verilen hükmün eldeki davaya ne gibi etkisinin olacağıdır. Zira, her iki davanın konusu ve tarafları aynıdır. Ancak her iki dava sebebi farklı olduğundan ilk davanın sonuçları sonradan açılan bu dava bakımından kuşkusuz kesin hüküm teşkil etmeyecektir. Fakat birinci davada kesin hükme bağlanan saptamaların ikinci davada kuvvetli bir takdiri delil olacağından şüphe duyulmamalıdır. Aksinin kabulü halinde aynı taraflar arasındaki aynı ilişkiden kaynaklanan benzeri davaların önüne geçmek mümkün olmaz.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden davalı şirketin davacılar T.C Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve T.C Ziraat Bankası Anonim Şirketi aleyhine … 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/667 Esasında kayıtlı ikinci süre uzatım istemiyle açtığı davada, mahkemenin davanın reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay
2007/10339-13607 -3-
15. Hukuk Dairesinin 17.11.2005 gün ve 2005/757-6143 sayılı ilamıyla ve ilam gerekçesine «davalı T.C Emlak Bankası A.Ş’nin 4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayıl yasa ve 4684 sayılı yasa hükümleri paralelinde 4743 sayılı yasa gereğince tasfiyeye girmiş olup, yasa gereğince iflas hükümlerinin uygulanması gerektiğine ve tasfiyeye girmiş bir bankaya akdin ifasına zorlayacak şekilde sürenin uzatılmasına dair tespit kararı verilemeyeceğine, akdin tek taraflı fesih beyanı ile sona eren akit nevilerinden bulunmasına, akdin sona ermesi halinde daha önce imzalanan kira akdi hükümleri uygulanacak olup, esasen 09.02.1981 tarihli bu kira sözleşmesinin 15-a maddesinde dahi tasfiye halinde akdin sona ereceğinin kararlaştırılmış bulunmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle…….. » sözlerinin yazılarak davalının temyiz itirazlarının gerekçeli olarak reddedilerek hükmün Yargıtay’ca onandığı, karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin 29.06.2006 gün 2006/2401, Esas 2006/4058 Karar sayılı ilamıyla reddedilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki; Yargıtay 15. Hukuk Dairesince aynı taraflar arasında önceden açılan davada, bu davada dayanılan 09.02.1981, 24.12.1990 tarihli sözleşmeler ile 11.07.1994 günlü ek sözleşmeler incelenip değerlendirilmiş ve yukarıda yazılan sonuca ulaşılmıştır. Varılan sonuca göre, taraflar arasındaki 27.12.1990 ve bunun eki olan 11.07.1994 tarihli sözleşmeler davacılar tarafından niteliği gereği feshe konu yapılmış, böylelikle 09.02.1981 tarihli kira sözleşmesine dönülmüş ise de, bu sözleşmenin 15-a maddesinde yer alan «tasfiye halinde akdin sona ereceğine….» ilişkin hüküm uyarınca da 09.02.1981 tarihli sözleşme ortadan kalkmıştır. Yapılan saptamalar uyarınca, taraflar arasında davalı kiralayanın 564 ada 151 parsel sayılı taşınmazı elinde bulundurmasını gerektiren haklı ve hukuki bir neden kalmamıştır. Artık bu saptama aynı sözleşme ilişkisine dayanan ister davacı, isterse davalı olsun sözleşmenin taraflarını veya onların akdi ya da kanuni haleflerini bağlar. Çünkü az yukarıda sözü edildiği üzere, ilk davadaki kesin hükümde yapılan saptamalar sonradan aynı sözleşme ilişkisine dayanılarak açılan davada kuvvetli bir takdiri delil olur. Bir davada aynı sözleşmenin ayakta olduğunu kabul etmek, diğer bir davada ise bu sözleşmenin geçersiz bulunduğunu ileri sürmek hem insan aklına hem de hukuk mantığına aykırıdır.
Mahkemece, bütün bu nedenler bir yana bırakılarak hem 09.02.1981, hem de 27.12.1990 asıl ve 11.07.1994 günlü ek sözleşmelerin düzenlemesi Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddelerinde yapılan hasılat kira ilişkisinden kaynaklanan kira sözleşmeleri olduğu halde, bu sözleşmelere 6570 sayılı Gayrimenkul Kiralarına İlişkin Yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceğinden söz edilerek ve Yargıtay’ca gerekçeleri yazılmak suretiyle artık dayanılamayacağı saptanan sözleşmenin davanın açıldığı tarihte geçerli olduğundan ve uyuşmazlığın bu sözleşme hükümlerine göre çözülmesi gerekeceğinden bahisle davanın kabulü yerine reddedilmiş olması yasaya aykırıdır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 500’er YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara ayrı ayrı verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 06.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.