YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13402
KARAR NO : 2008/15284
KARAR TARİHİ : 05.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 23.01.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı … aleyhindeki davanın reddine, davalı … aleyhindeki davanın tazminat yönünden kısmen kabulüne dair verilen 10.04.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki talep tazminat istemlerine ilişkindir.
Davalılardan …, davacı ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, satışa diğer davalı …’in rıza göstermediğini, taşınmazı kendisinin almak istediğini, onun üzerine tapuda diğer davalı …’e satış yaptığını belirtmiş, davalı … ise iyi niyetli malik olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil istemi reddedilmiş, istekle bağlı kalınarak 20.000,00 YTL tazminatın davalı …’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde
niteliğindeki 1024. maddesinde “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde … ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda; kayıt malikinin mülkiyeti satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastiyle kötüniyetle kazandığı ileri sürülmüşse, malikin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının araştırılması zorunludur. Burada, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilip edilmediğinin önemi yoktur. Önemli olan, mülkiyet hakkı sahibinin satış vaadi sözleşmesini bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının saptanmasıdır.
Dava dosyasında toplanan delillerden, davalı …’in diğer davalı …’nin yeğeni olduğu, çekişme konusu taşınmazın bulunduğu kasabada ikamet ettikleri anlaşılmaktadır. Özellikle davalı …’nin 28.01.2008 tarihli keşif tutanağına geçirilen beyanından davalı …’in davacı ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapıldığını bildiği halde taşınmazı tapudan satın aldığı görülmektedir. Bu haliyle, Türk Medeni Kanununun 3.maddesi gereğince durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle davacıya satışının vaat olunduğunu bildiği halde tapuda satın alan diğer davalı …’in iyiniyet iddiasında bulunma olanağı yoktur.
Mahkemece yapılan bu saptamalar doğrultusunda davacının mülkiyet aktarımı isteminin kabulü yerine bu istemin dosya kapsamına uygun düşmeyen bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.12.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.